Sevgilim...

Bu kelimeyi hiçbir zaman duyacağın kadar yüksek sesle söylemedim. Belki de korktum, söylersem eğer yanlış bir şeyler olduğunu düşünmenden. Oysa yazarken nasıl da rahatım. Yazarken... Konuşmak ne kadar zormuş, hala zor mu bilmiyorum. Son kullanma tarihi geçmiş midir, sevgi sözlerinin... Bir tarihi olabilir mi seni seviyorum demenin? Olurmuş. Bunca zamandan sonra, sığmıyormuş insanın içine söyleyemedikleri. Şimdi yazarak yükümü hafifletmeye çalışıyorum, biliyorum. Ama hafiflemiyor işte.



Geceleri üşüyüp uyuyamadığında ayaklarını sırtıma yaslardın. Ben fazla sıcaktım, sen çok soğuk. Ayak parmaklarını tenimde hisseder, uyanırdım uykumdan. Önce sinirlenir, sonra "uyuyamıyorum" dediğini duyar, içimdeki kızgın demirlere soğuk sular dökerdim. Nasıl da şekilden şekle girerdin ısınmak için. "Nasıl bu kadar sıcaksın"? diye sorardın anlamsız bakışlarla... "Yanındayım, yetmez mi?" diyemez, zamanında söylenmemiş sözlere yenisini eklerdim.



Yeni bir elbise alıp denediğinde fikrimi sorardın ya, "güzel duruyor," der, geçerdim. Oysa bilirdim nasıl heyecanlandığını, sana nasıl yakıştığını... Küçük bir kız çocuğu gibi dakikalarca aynanın karşısında dönüp dururdun kendi etrafında, ben görmezden gelirdim ve bir yenisini daha eklerdim, zamanında görülmesi gerektiği halde göremediklerime...



Beni affet. İstediğin gibi bir adam olamayacağıma kendimi inandırdım. Bu yüzden hiçbir zaman ne senin beklediğin ne de benim söylemek istediklerimi söylemedim sana. Şimdi yazma telaşına düşmüş, sanki çok vakti kalmış gibi, sanki her şeye yetişmiş de son vapur kaçmasın diye koşuşturan insanlar gibi su birikintilerine basıp üzerimi kirletmeyi önemsemeden, aklıma geleni sana yazıp bir budala gibi görünmeyi önemsemeden yazıyorum...



Sevgilim...

Duyabileceğin kadar yüksek sesle söyleyebilseydim bunu, yanlış bir şeyler olduğunu düşünür müydün bilmiyorum. Yeni bir başlangıç olmayacak artık. Çünkü ayrı geçirdiğimiz her dakika başka insanlar olduk biz. Hazır değildik belki bu değişime. Kestiremedik olabileceklerimizi. Gereğinden fazla yakındık belki, birbirimizi taşırız sandık. Kendimize güvendiğimiz kadar yanıldık aslında. Önce tahammül sınırlarımız daraldı. Ardından duymazdan gelmeye başladık, duyuyorduk oysa içimizden gelen çığlıkları. Yaklaşıyordu yıkım, uyarıldığımız kadar ciddiye almıyorduk. Farkına vardığımızda öyle geçti ki yeniden başlamak için... Birbirimizin içinde açtığımız yaraları sarmaya bile tenezzül etmedik. Öylece bıraktık kendimizi. İki yaralı ruh, kendi acılarımıza sarıldık. Kendi dünyalarımıza hapsettik içimizdeki çocukları. Kazananı yoktu bu savaşın ve biz hasar tespiti yaparken yeni yıkımlara hazırlıksız yakalandık. Olmadı. İkimizde birlikte olmayı başaramadık. Tek başımıza taşırız sandıkça yanıldık. Taşıyamadık. Bir süre sonra zamanında söyleyemediğimiz her sözün altında kaldık.



Bir cevabım yok tüm bu olanlar için. Bir mazeretim yok. Şimdi durdurup bir tuşuna basıp tüm hayatı, nefes almak istiyorum. Beni boğan sen değildin. Beni boğan bendim; çok düşünüp, çok inceleyip mükemmeli ararken, kendim olmayı bırakmıştım. Senin aşık olduğun ben olmayı. Oysa öyle basitti ki. Öyle kolaydı ki oynamadan rol kesmeden kendimiz olmak. Ama hep başka bir şeyler aradık, ne zaman yoluna girecek olsa yaşanılanlar bir bit yeniği aradık. Bulamayınca bit yeniğini yarattık! Rahat duramadık. "biz" sadece sorun çıkması gerektiğinde "biz" olduk. Kavga etmek gerektiğinde biz kavga ettik. Can yakmak istediğimizde birbirimizin canını yaktık. Sevişirken biz seviştik. Bir süre sonra fark ettik ki iyi rol yapan iki yabancıdan başka bir şey değildik biz!



Sevgilim...

Bir çağrı, bir özlem ya da bir istek değil bu...

Belki mükemmel değildik ama

sevmiştik biz...

Sadece hatırla istedim...