Vakit kayıp tıpkı urgan gibi

Saat kulelerine tırmanan zamansız ağrıların fiyakalı düşüşleri gözümün önünde

Vakit gitme vaktidir ey yolcu

Unut yitirdiğin yağmurları kurak arazilerde

Yaşayanların söyleyecekleri yok

Ama susmak için ölmek gerekirdi

O vakti geçtik

Zamandan muzdarip sanrıları dinle


Bu çığlıklar artık tanımadığım kızıllıkta

Gecekondular rüzgarlara yenildi

Bu o çatısız kavga değil

O şiir öldü şairi bir bankta sızarken


Vakti bilmem

Yakama yapışan ihanetler zaman kayması diler şimdi ilk rastladığı kuyuda

Çiçekli taşlar kaç kez seker sığ sularda

Ayakta nasıl durur bu dağlar böylesi çetin bir fırtınada

Kaç yıldız af diler ya da kaç savaşı bitirir kanlı gömlek

On bir kör nasıl renk tasvir eder

Kaç cinayet işlenir bıçak sırtıyla

Günahlarım tövbelerimle alay ederken

-Ben bir gömleği bile kana boyayamadım Serhat

Bu dizenin boynunu kırdım, doğmamış bir kandan af dilerken


Ama vakit kayıp tıpkı urgan gibi

Kurşun geçirmez yüzüm, zulada son mermi

Çocukluğum balçıktan kaleler

Kirlenmem anne, ne de olsa geldiğim yer

Vakti boş ver


Memleketi özledin mi Mahir?

Dolmuş üstlerindeki tabutlarda geldin demek

Tabutta yamuk çiviler

Peki ucuz mu bilet?

Susmak için öldün konuşacak bir şey yok

Kelimelerini sözlükten ayır

Anlamlarını yitireli çok oldu



Vaktin önemi yok kayıpken fötrler

Ağlamadım Tanrı'm kör oldum




Fotoğraf: Kayra Neşad