İran’da ve dünyanın birçok yerinde ses getiren bu yapıt, Kiarostami’nin “varoluşçuluk” temasını en derinden incelediği yapıtların başında gelir. Sartre ve Camus gibi varoluşçuluğu eserlerinde oldukça irdeleyen yazarların karakterlerini andırır bir başrole sahip bu film, hem ilerleyişi hem de sonu itibarıyla bu temaya örnek verilebilecek eserler arasındadır.


Yaşam ve ölüm arasındaki gelgitli zaman dilimini izlediğimiz bu filmde başkarakterimiz Badii Bey, kendi içinde yaşadığı sorgulamalar ve ettiği münakaşalar neticesinde hayatla olan bağını bitirmeye karar vermiş ve kendini gömmesi için yardım edecek birinin arayışına girmiştir. Dinî olgular hikâyeye yön verir. Kendisi bir ateist değildir, dolayısıyla intihar etmenin günah olduğu gerekçesiyle kendini başka birine öldürtmenin dinî açıdan da daha doğru olduğu kanısındadır. Dinine göre mutsuz yaşamak da büyük bir günahtır. Arabası ile şehrin sokaklarında gezip ihtiyaç duyduğu bu konu ile ilgili kendisine yardım edebilecekleri aramaktadır. Bu arayış, Badii Bey’in seçimine kalmıştır; arabasına binecek kişi bu teklifi duyduğunda kendisine ne tepki verecek, bunu nasıl karşılayacak bilmemektedir. Badii Bey, arabasına binenlerle gömüleceği yere ziyarete giderken o insanlarla sohbet eder. Bu sohbet de aslında Badii Bey’in yalnızca kendisinin bildiği miktarda kalmış olan umut ve inancını körükleyebilecek bir cümlenin duyumunun olup olmayacağıdır. Badii Bey yalnızdır, kendisini dinleyecek insanlarla dolu bir çevresi yoktur. Bütün şehir kendisini dinleyecek olsa dahi o, derdinin anlaşılabileceğini düşünmemektedir. Bu açıdan varoluşçuluğun önemli eserlerinden “L’étranger (Yabancı, 1942)”in başkarakteri Meursault ile benzerlik gösterdiğini görebiliriz.


Filmde yalnızca edebiyat türünden değil, varoluşçuluğu ele alan sinema eserlerinden de benzer sekansları görürüz. “Varoluşçu Sinema”nın önde gelen isimlerinden Ingmar Bergmann’ın filmleri ile ortak diyebileceğimiz bir sorgulama zemininde olan bu film, hayatı ve varlığı sorgulama açısından ortak bir zemin paylaşmış, ilham almış ve kendisinden sonra yapılacak eserlere ilham olmuştur.


Film, Yeni Dalga Sineması’nın ve Kiarostami’nin tarzına münhasır sahnelerle bezenmiştir. Kültürel anlamda İran’a ait demeçler ve metaforlara sık sık rastlasak da bu filmin bu kadar geniş kitlelere ulaşmasındaki en büyük neden, insanın birincil kaygısı olan “Neden varım?” ve “Niçin yaşıyorum?” sorularına yanıt arayan bir karakterin, usta bir kalem tarafından hazırlanıp insanlara sunulmasıdır. Bu varoluşçu tavrı bölgesel nedenlerle izlesek de aslında sorunun temeli dünyanın her yerinde ortak bir kapıya çıkar. Bu kapıyı açma ve ardındakileri irdeleme konusunda insanlara bir “bakış” sunan Kiarostami, sunduğu bu eser ile Varoluşçu Sinema’ya yıllar geçse de değerini kaybetmeyecek bir miras bırakmıştır.