Kırık bir eylül acısı alçıya alındığı an

Vurunca kös, ağyarı aşktan 

Ulus’tan Opera’ya süzülen şehrin

Güvercinidir ellerin


Ve benim bu taklacı şairliğim yok mu

Teraslarda anlam arar sensizliğe

Çocukluğunda koca bir tekerlek

Sallandığı dut ağacına özlem


Nereden bakarsan bak gözdür bu

Önüne hep özlemler durur


Önünde bir

Sonunda


Ama yine de

Bulanayım ben

O toz ki topraktan razı, çamuruna küs

Kaburgamdaki çiçekten yakıştırılan

Benzediğin kadar Havva’ya


Suya düşürülen toprak

Defineye sır harâbe içimde

bulunayım.

Ben ki yağamamaktan yorgun kümülüs

Yüzülmekten korkan deniz ve derisinden üzerim

Sığlardan haz etmem, göğün yedisinde yüzerim

-Çünkü ben arayana değil

Bulanayım, böyleyim-


İçsiz bir ceviz kadarsa hayat

Bil isterim;

Ekmeğim bayat

Kahvem soğuk

Ellerim buz

Sözlerim çok

Âh alanı bin

Vâh edeni tok

Yollarım bir

Gözleyenim yok



Bir kırık kulp, bin acı, iki yalnızlık şuram



Tuzlu meltemler hasretinde

Tuttun nereye sürdün beni

İki yalnızlık diyorum

-sayılmasa da-

Tam da şuramda..



26Eylül’23

Mirza Şâmil.