Bir türlü yolunu bulamayan anahtar boşluğu, haşır huşur poşetlerimin bileklerimi sıkmasına sebep oluyor. Şimdi zamanı değil, bileğim iz olacak. Kolumdaki saat poşetin tutamacı sebebiyle bileğimden çat diye düşecekmiş gibi duruyor ki bu isteyeceğim son şey olabilir. Neyse ki anahtar bunu hissetmiş ve kapı açılmıştı.

Ne hoş bir koku, nedir bu diye geçirirken içimden salonumun çiçek bahçesine döndüğünü anımsıyorum. Gün vakti biraz kırlardayken geceleyin yeşilliklerin zehri içindeyim. O zehre ayak basmadan önce “Feritçiğim”e geciken mektubunu yazmalıyım. Geciken Korkut Laçin’i ve onun dünyasını ona göndermeliyim.


Okuduğunda ne hissedeceğini merak ediyorum. Korkut Laçin’i o kuyudan çıkarabilecek tek kişi o. Ya da onunla beraber o kuyuya düşecek. Benimle beraber…

Güz öncesi son kokular evimin içinde. Güze yetişmeliyiz kokularım. Nefes alışım bütün zerremi günle dolduruyor. Artık zehirle doldurma vakti geliyor. Gün ağarırken yeniden kendisiyle dolacak. Yürüyüşler yapacağım, yeşili duyacağım. Yakında koyu sarı olacak. Koyu sarı olmasını bekleyeceğim. Güz yapraklarının rengini almasını bekleyeceğim. Sonra bir mevsim izleyeceğim. Bir mevsim bekleyip duracağım. Yaz sonlarından geldim, yeniden yaz sonlarına kadar düşler dünyasının izini süreceğim. Artık düşler benimle olacak. Korkut Laçin’in düştüğü o kuyudan çıkacağım güne kadar mevsimler benim olacak. Ferit Bey olsa ne derdi bütün bunlara? Uzun bir süre susardı. Bunun için ona yazmalıyım.