R. — Saklarım. Kanımı damarlarımda sakladığım gibi.

S. — Aslında sana inanmamalıyım. Sözlerin bu çağda bir inancı yok. Ama yan yana oturduğumuz bu an da bu zamana ait değil gibi duruyor.

R. — Yeşil, yumuşak yapraklar açıyor…

S. — Benim uyuyunca gözlerim kuruyup birbirine yapışıyor.

R. — Islakken gözlerini kapatma.

S. — Nasıl tomurcuklar açarken yere yapraklar düşüyor?

R. — Juliet, Romeo’nun sadece kavuşamamayı arzuladığını biliyor.

S. — Her sabah gözlerim açılsın diye kirpiklerim kopuyor…

R. — Kanımı herkesten saklıyorum, ölüm hakkımı korumak için.

S. — Ama ben sadece gözlerimi kapattığımda ağlamak istiyorum.

R. — Bu kıyafetler terimi yutmuyor, sürekli üşüyorum…

S. — Yemekhaneden fazladan bir dilim ekmek aldığımı kimseye söyleme.

R. — Keşke yaprakları tenime sarıp kıyafet yapabilseydim…


Akşam; yeni yeşillenen ağaç dallarından ve hastaneye uzanan patikanın çakıl taşlarından ağır ağır çekiliyordu. Serindi. Havalandırma saati bittiği için hemşireler herkesi tek tek oturduğu ya da uyukladığı köşelerden kaldırıyordu. S. bankta onunla oturan oda arkadaşına endişeyle dönerken cebindeki dilim ekmeği avucunun içinde sıkıca ezip küçülttü.


“Benim için bu sırrı saklarsın, değil mi?” diye sordu R.’ye. O da;

“Saklarım.” dedi yerdeki yapraklar bir rüzgârla duvarın arkasındaki dünyaya uçarken.

“Kanımı damarlarımda sakladığım gibi...”