Ne dediğini anlamadığım bir gece

şarap pürüzlerle dolu

dert ettiğimden değil de

anlamıyorum seni

kulaklarım gidince

gözlerime dada-nıyor

bütünüyle yok oluyorum Mualla

hiç zahmet etme,

ayakta zor duruyorum

yüzüstü düşüyorum parkeye

alt katı görebiliyorum

kot iki dairede

alt katı görüyorum Mualla

iki duyu organım yok olunca

şarabın tadı genzimi yakıyor

ne dediğimi anlamadığın bir gece

büyüleyicisin ruhumu emerken

cümle kuramıyorum

kaçıyorum,

kaçacağım,

geri dönmeyeceğim.

Ah Mualla,

indirgedin beni

iki ihtimale

oysa ikisini de

istememiştim,

güzelsin amenna

ama gözlerime

kanmam ben;

ne demişti?

"Yeterince bakarsan

boşluğa-

sana bakar

o da."

Yalan söyledim,

çok istedim

ama

üç dört ve beş

başka ihtimaller

ne güzeldi.

Kimyasal bir tepkime

zihnimi darmadağın ediyor,

bir konferansa yetişmeye çalışıyorum

Rose, seyis ile kalıyor.

Aforizmacı Fethi bana sarılıyor,

hayaletim içinden geçiyor,

ya öyle işte

Ödipus ameliyatla gözlerini açtırıyor.


Üzülüyor, var olmadığımı öğrenince

suratındaki tuzun tadından anlıyorum,

gülümsüyorum

biri ağlıyor cenazemde,

fonda derin bir mor müzik yapıyor.

Sorunlarımız yok olmuyor,

yok -mış, -miş, -maş gibi yapınca

kalbim patlamak üzere olan

bir saat gibi atıyor.

Sansürüm de biter elbet

biraz sabır-

biliyorsun,

neyi anlayamadığımı anlamış olmam

anladığım anlamına gelmez.


Coşkularımca muallakta kaldığım-

esen sert rüzgara karışan

toprağın

bütün odayı parçalayışını izledim.

Sözcüklerim acımasız

bir gerçeğin

kanımla çizimidir.