Yeni nesli eleştiren, onu yetersiz ve aptal bulan çabuk vazgeçmekle suçlayan birçok eleştiriyi okumuş ya da duymuşsunuzdur. 

Peki yeni nesil neden böyle?

Gerçekten vazgeçiyorlar mı yoksa buna mecbur mu kalıyorlar? 

Bu soruları yeni nesilden birine sorsak nasıl cevap alırdık?

Ben de yeni neslin bir üyesi olarak sizin yerinize sordum ve verilen cevapları derledim:


1. Kandırıldık!


Chuck’ın Fight Club’ta dediği gibi, küçükken hepimize birer süper kahraman ya da rock yıldızı olacağımız aşılandı. Ama hiçbirimiz modern kölelerden başka bir şey olamadık.


2. Çünkü hepimiz bir yarış atı gibi yetiştirildik.


Eğitim öğretim hayatımız boyunca hiçbir zaman öğrenci olmadık biz. Bir yarış atı gibi yetiştirildik. Şimdi de 08.00-18.00 arasında ofis koridorlarında koşturan yarış atları gibiyiz. 

İşte bu yüzden şimdi yarışmayı reddediyoruz ve start verilse de yerlerimizden çıkmıyoruz.


3. Eşit değiliz!


Bize herkesle eşit olduğumuz söylenmişti. Ama eşitsizliği aldığımız her nefeste iliklerimize kadar hissettik.

Günde 10 – 12 saat çalışırken asgari ücret alanlarla hiç çalışmadan o parti senin, bu parti benim gününü gün edenlerin eşit olduğu yalanını söyleyenler; bizi bir türlü buna inandıramadı çünkü.


4. Gereksiz disiplin gördük.


İşimize yaramayacak pek çok şeyi yapmak zorunda bırakıldık. 

İlkokulda pamukta fasulye yetiştirdik mesela, güzel takla atamıyoruz diye azarlandık. Sınavda arkadaşımızın kağıdına bakıp bitki hücresinin içerisindeki organellerin yerini yanlış yazdık.

Daha 12 – 13 yaşında gömleğimiz dışarıda diye azar yedik okul müdüründen. Kravatımız yeterince sıkı değil diye disipline verildik. 

Oysa biz öğrenciydik. Asker değil.


5. Korkutulduk.


“Aç kalırsın, ipsiz sapsız kalırsın, sokaklarda yatarsın.” diye korkutulduk. Ama hiç mutsuz olursunuz diyen olmadı bize. 

Ulaşılması gereken şeyin mutluluk olduğu söylenmedi. Bu yüzden sevmediğimiz işlerde çalışmak üzere bir miktar para karşılığında hayatımızın 3’te 1’ini pazarladık.

Bir ev almak için 40 yıl çalışmanın ne kadar gereksiz olduğunu geç anladık.


6. İyi olunca kazanılmadığını öğrendik.


İyi biri olursak kazanacağımız söylenmişti. İyi biri olduk ama hiçbir zaman kazanamadık.

Aksine bazıları iyi olmamızı kullandı hep. Bizim iyi bir insan olmamız, temiz bir kalbe sahip olmamız daha çok başkalarının işine yaradı.


7. Saçma aşklara zorla inandırıldık.


Onlara göre aşkı her zaman ceplerinde parası olanlar ve şan şöhrete sahip olanlar yaşardı.

Sevgiline doğum gününde son model araba alamayacaksan, bir maaşın yoksa, atanmamışsan, masa başında bir işin yoksa senin beş kuruşluk aşkının kimseye bir faydası olmazdı.

Bu yüzden birini gerçekten sevmekten bile çekindik.


8. Bir paradoksun içerisine itildik. 


Kaçmaya çalıştıkça daha çok içine çekti sistem bizi.

Her günün aynı geldiği, monotonluktan kurtulamadığımız bir paradoksun içerisine itildik, hem de güvendiğimiz insanlar tarafından. Biz kaçmaya çalıştıkça daha da içine çekti bu sistem bizi.


9. Kimseye beğendiremedik.


Yaptığımız işi de kimseye beğendiremedik.

Hep eleştiren birileri vardı. Nasıl daha iyisini yapacağımızı söylemiyordu hiçbir zaman ama yine de her seferinde yine olmamış diyerek yaptığımız işi beğenmiyordu.

Her zaman sayılar önemliydi. Kaç müşteriyi "kafaladığın", kaç lira kazandığın, kaça araba aldığın, kaç liralık kıyafet giydiğin hep daha önemliydi ne kadar çaba harcadığından.


10. Yetişkinlik düşündüğümüz gibi olmadı.


Bir tatil köyü gibi olduğunu düşündüğümüz yetişkinlik hayatının içine girince bir bataklıktan farkı olmadığını anladık.

Hep büyümenin hayalini kurardık küçükken. Büyüdüğümüzde neden böyle bir hayal kurduğumuzu sorguladık.

Çünkü büyük dediğin hep evde oturup çoluk çocuk bakmalı, emekli kahvesinde çay içip pişpirik oynamalıydı. 


11. Kendimizi çoğu zaman bir droid gibi hissettik. 


Bu hayata gelişimizdeki en büyük amaç hizmet etmekti.

Okul sıralarında başladı tek tipleştirme çabası. Bizler birbirleriyle yarış içerisinde olan klonlardık. Başarılı olmakmış, mutlu olmakmış bunlar her zaman bize söylenen yalanlardı. Aslında yetiştirilmemizin amacı birilerine en iyi hizmeti edebilmekti.


12. Ne yaptığımızdan çok bunu nasıl sergilediğimiz daha önemli oldu her zaman.


Yediklerimizi, gittiğimiz yerleri, ilişkilerimizi sosyal medyada paylaşmazsak eğer var olamayacağımıza inandırıldık.

Hunharca "check-in" yaptık, fotoğraf "like"ladık. Her zaman başkalarına güzel bir hayatımız olduğunu kanıtlamaya çalıştık.


13. Sonunda yalnız kaldık ve çekildik kabuklarımıza. 


Aslında bizim gibi olan binlerce insan olsa da yine de kendi içimizde hep yalnızdık.

Bundandır belki bu kadar bir şeylere tutunmaya çalışmamız. Varlığımızı kanıtlamaya çalışmamız.


14. Ezildik ve kendimizi tanıyamaz olduk.


İşte bizler,

Erken kaybedip yenilgiyi kabul edenler,

Bu yüzden her başladığımız işte, hatta hayatın ta kendisinde, sizin tabirinizle:

“Kolay pes ediyoruz!”