Kırk bilenlerin ruhundan

Çağlamış gürül gürül lokmayım.

Kırk tütenlerin bacasından

Artakalan,

Ürkek tebessümlerin fırınında

Pişerken düşmüş

Sakin bir karartıyım.


Sırtı bükülenin ilmeği

Hak terazisinde

Elem güdülmeleri

Sığ gururlara boğdu.

Eğerimiz aşındıysa

İlerleme sanrısında yorduk.

Değerimiz bilinse kuşanmalara

Bölükçülere yolduk.


Bıkmaz idim

Şu noksanlığım olmasa.

Yok ile var arasında,

Hayat denen şelalenin

Ulu orta yamacında.


Şaibeli düşlerin yüksek zirvesinde

Ben bilmeyen

Sen bilir mi oysa

Ya düşenler, hak verir mi öylece

Bineklerin eyersiz sahiplerine?


Göğün dinmez şahidi,

Ulu dağların bükülmez sırtını

Kâğıt gibi bükenler olmasa

Seni bilebilir miydi?

Ki gönül dediğin

Öylesine bileysiz

Öylesine namüsait bilmeye.


Yek ile tek noksan olmasa

Bırakır mıydı yaşamın kusursuz yeşili

Bitimsiz sevdanın eşsiz topraklarını?


Biz denen şeyin

Asılsız ünlemine

Kalem oynatmasa idik bu kadar,

Kaçırmaz idik böylesine

Yaşam denen engin birikintiyi.


Birikmişleri olan

Ben varım,

Sen varsın.

Alacağı olan bizler var.

Ki topraktan ürkek,

Gökten boynu bükük,

Yaşamaktan biçare.


Birikintileri bilmez olanların,

Bilecekleri var şimdi.

Bilmeyenlerin ise kaçıracakları

Sonsuz bir noksan.


17.03.2020


Fotoğraf: Oscar Keys