Yine içimin kafese düştüğü mayıs ayının ılık bir gecesindeyim. Hayata dair tutkumu, neşemi, sevincimi, sevgimi kaybetmiş durumdayım. Yaşadıklarım yaşayacaklarımı görmek istemiyor adeta beni intihar düşüncesine sürüklüyordu ama bir türlü ölü mü yoksa diri mi olsam diye kendimi yiyip bitiriyordum. Her koşulda ölümüm yakınlarımı zorluğa, acıya sürükleyecekti ama diri olsam bu sefer bütün zorluğa, acıya sürüklenen ben olacaktım, kararsızdım. İntihara kararsızdım, hayatım boyunca aklımın ucundan sürekli gelip geçen bu düşünceye, hisse kararsızdım. Kendimi Ümit Yaşar Oğuzcan'ın çoğu kez intihara kalkışıp her seferinde başarısız oluşuna benzetiyordum, belki ben intihar etmiyordum ama düşüncelerimde birçok kez öldüğümü biliyordum. Belki de yaşamı sevemiyordum çünkü yaşamdan alabileceğim verimin sadece sevgi olduğunu düşünüyordum. Hep saf aşk ile yaklaşıp hüsrana uğruyordum, sevgimin altında ezilip kalıyordum. Zaten kimse de anlamıyor ki sevgi dilinden, şöyle bir etrafıma bakıyorum, dünyalara bakıyorum, herkes çok sevgisiz. Ne oldu ki ben anlamıyorum bunca insan, bunca varlık büyük bir sevgiyle, güçle yaratılmışken insanların bu hali neydi, hiç anlam veremiyorum ve bütün anlamsızlıkların içinde kayboluyorum.