Edebiyat yapmaktan tamamen bağımsız,

Ben bu dünyaya sığamıyorum.

Şarkta bir çocuk yahut garbın modern bir kadını,

Açlığı gözlerinde ışıldayan bir Adıyamanlı

Yahut beyefendisi İstanbul'un.

Kim ölse ben tabutunu sırtlıyorum.

Kim aç kalsa ben karnımı ovalıyorum.


Misal siz bir çocuğu kalbinden vuruyorsunuz,

Abisini tekmeleyerek öldürdüğünüz o sokaklarda

Ben vebalini boynuma alıyorum.

Bir günah işliyorsunuz elinizin çamuruyla,

Karasını alnıma ben çalıyorum.

Altyapısız şehirlerin yeşil ırmaklarında sel götürüyor beni

Nerede bir yangın çıksa, ben oradan çok uzakta, dumandan boğuluyorum.


Olmuyor,

Deniyorum aşağılık bir hevesle.

Deniyorum arzuyla devinen nefesle.

-ama yaşayamıyorum-

Kimseyi yaşatmadığınız bu memlekette.


Sizi doyurmak için aç kalan her insanla o madene iniyorum.

Sizin kederden yaşattığınız verem belasına,

Kan beni tutuyor, ben kanı tükürüyorum.


Ben büyük bir şehirde doğdum,

Ama küçük bir mesken bura.

Dağ deyince Everest gelmez aklıma.

-Bayağı bir tepe şu Elmadağ.-

İstanbul'u da gördüm mesela,

O kocaman Boğaz'dan yirmi kez geçtim hatta

Ama ben Ankara'da, bozkırın koynunda,

Kırk boğaz da görsem su Mogan'dır bana.

Şimdi dünyanın ortasında,

Yani Ulus heykelinin orada,

Bağırmak istiyorum inandıklarımı.


Olmayacağım onlardan ve sevmeyeceğim susanları.

Sarsılarak ağlamak,

Yolmak saçlarımı,

Ortalıkta soyunmak

-yoksa seni şaşırttım mı?-

Vurmamak mesela sakat atları

Yaşamakta ziyan olmak,

Ve yırtarcasına tırnaklamak duvarı.


Etrafımda dönüyorum göğe bakıp medet dilenerek

Ölmek istemiyorum.

Öldürülmek istemiyorum.

Öldürmek istemiyorum.

Öldürtmek istemiyorum.

Ölüm görmek istemiyorum.

Mecazen yahut madden,

Ölümle alakalı hiçbir şey istemiyorum.

Oysa şark diyarı bura.

-Her şey ölümcül ve politiktir şarkta-


Aç kalmakla ve hapisten korkmakla

Gönlümce yaşayamamakla,

İnandığı Allah'la taptığı Allah bir olmayanlardanmışım gibi.

Sanki ikiyüzlü, sanki doğrudan nasibini almamış,

Sanki öyle kötüymüşüm gibi hissediyorum.

Aynı politikacılar gibi.

Fikrimi, zikrimi;

Nefretimi ve sevgimi.

Sevdiklerimi ve kendimi

Karnıma yiyeceğim bir tekmeyle kesilebilecek o bir nefes için,

Peşkeş çekiyormuş gibi hissediyorum.


Ben bu dünyaya sığamıyorum.

Dünya benim şu göğsümün sol yanına sığıyor.

Bir hayat yeri geliyor bir rahme sığıyor.

Sonra her güne bin ölüm sığıyor.

Şehre kocaman binalar, büsbüyük kamyonlar.

Kediler ve köpekler.

Ayasofya ve Bayezid.

Cami ve kilise.

Bu ülkeye Ankara ve İstanbullar.

Bu dünyaya;

Kurulmuş büyük bir sofra ve açlıktan ölmek,

Savaşta düşmek ve barışta gülmek

Bu dünyaya sevmek ve nefret sığıyor.

Ama bak, ben kansız,

Bir yudum kız.

Ben buraya sığamıyorum.

Belki aptal,

Sadece okyanusta bir damla,

Aklına mukayyet olamayan,

Korksam da boyun eğmeyi yediremiyorum.

-o kadar korkağım ki-

Üzülmekten ödüm kopuyor.

Ben de öfkenin karasını çaldım gözüme.

Şimdi bu öfkeye sığamıyorum.