Bakıyorum, korkudan olmuş her şey. Korkudan kendim bile olamamışım. Kim korkuttu beni bu kadar, hatırlamıyorum Olvido. Kızma bana, o kadar korkağım ki hayal gücümle bile, ancak senin gibi bir mahluka erişebilmişim. Oysa çocuklar bile, çocuklar bile…  Ne yaman hayaller kurarlar! Of. İşte ben de aynı şeyi yapıyorum. Bir başkasından kendimi üstün görüp en yakın arkadaşım Olvido’yu hor görüyorum. Onlardan kaçıyorum ama onları içimde taşımaktan kurtulamıyorum. Sorular bile sormuyorsun artık bana. İç sesim bile yorgun diye mi?

“Sen Hüsnü Bey, sen Ayten’i de sevmedin zaten.” 

Yine yaptın yapacağını. Doğrusu buydu belki. Ona kavuşamadığım için bir hınçla söylemiyorum bunu. Ben Ayten’i sevmekten korkuyordum. O gidince bir hicranın içinde kalmaktan korkuyordum. Biraz cesur olsaydım, belki burada olmayacaktım.

Eksikliğimin kadınlarla tamamlanacağını sanmıştım, yanılmışım. İnsan, sevebilmek için iyi durumda olmalı. Şiirden gidiyorum, merdivenleri çıkıyorum birden. Düşünüyorum oracıkta. Kendime hiçbir işi layık göremediğim için işsizim. Beni aramaktan bunalan dostlarımı bıktırdığım için yalnızım. Ben istemişim bu sonu Olvido. Biliyorsun sonları sevmiyorum. Son dediğimiz yerde, başka bir görüntüden devam ediyoruz başlamaya.

“Yalanlar, yanılgılar Hüsnü Bey. Biliyorsunuz sizi anlamıyorlar. Kendiniz olmaktan korktuğunuz için, onlar gibi davranmaya çalıştınız. Başardınız bunu. Ama geldiğiniz yerden memnun değilsiniz yine de. Ayten yok artık. Söz verdiniz birine dün gece, görüşmelisiniz onunla. Belki bir anahtar verir size o kadın. Yeni bir kurtuluşa götürür sizi. Belki sever sizi. Sevgi size güven verir. Güvende olursanız, olduğunuz yeri kavrarsınız. Bu yabancılıkta biter belki.”

Hangi ben düşünüyorum. Seni seviyorum bir soru cümlesi değildir. Ama kadınlar bunun bir cevabını bekler. Seni seviyorum. Ben de. Hangi seni seviyorum. Ya da sen hangi beni kastetmiştin bunu söylerken? Ya da bir ben mi kaldı korkudan? Ona söz verdim, evet. Ama onun yanında da kendim gibi olamıyorum. En sevdiğim renk yok deyince nasıl baktı öyle. Takım tutmuyorum, hiç arkadaşım yok, en sevdiğim yemek yok. Ne tür kadınlardan hoşlanırım? Ayten yüzlü kadınlar. Ayten kim? Ay tenli kadınlardan, sizin gibi beyaz tenli. Nasıl kıvırıyorum Olvido. Tabutta röveşataya kalkıyorum. Ben, değerlenecek çorak bir arazi gibiyim. Ama şevkim yok. Merdivenleri çıkıyorum. Kahvenin kapısındakiler dağılıyor beni görünce. Bir canavara dönüştüğümü Ayten de görmeliydi. Neden görülmek ister insan? Onu çoktan unutmuş bir insan tarafından. Beni yanlış tanıdın Ayten demek için mi? Bana az sabrettin. Benim reçetem sendeydi, ama sürekli yanlış ilaçlar vererek beni bu duruma getirdin. İnsankaçıran Hüsnü geliyor. Aytenkaçıran Hüsnü. Gözlerine bakıyorum. Beni dövseler, acılar çeksem Olvido. Acılar çeksem, hastanelere düşsem, Ayten duyup gelir mi? Dağılıyor kapıdakiler, bir hayal başlamadan dağılıyor orada.

“Sizi deli sanıyorlar. Sizden kaçıyorlar. Ağzınız bozuk, eliniz ağır, bakışınız sert.”

Abartma. Belki de borç isteyeceğimi sanıyorlar. Bana bakıyorlar. Hangi yüzle geliyor bu? Hangi yüzle. Bir yüz bulabilsem, utanmayı da öğrenirdim. Kendimden iğrendirecek kadar ileri gitmezdim. Ne içmeli bilmiyorum. Kim sevdiğime inandırdı bana çayları, kahveleri, oraletleri. Hepsini karıştır kahveci, hepsinden bir yudum getir. Ben hiçbir şeyi tam olarak sevmiyorum anlaşılan. Kahveci geliyor, kaşları gözlerine girmiş. Para verse bu kadar çirkin olamaz insan. O da fazla yaklaşmıyor bana. Ben gelince kanalı değişiyor hepsinin. Çığırtkan reklamlar gibi hissediyorum kendimi, hepsi derhal beni geçmek istiyor. Çay istiyorum, yok kahve, yok bir şeyler. Ver bir şeyler. Ne varsa ver, bana fark etmez.

“Hep bunu yapıyorsunuz Hüsnü Bey. Ne istediğinizi bilmediğiniz için, onlara bırakıyorsunuz tercihi. Sonra onların tercihini de beğenmiyorsunuz.”

Belki burada olmak istemediğim içindir. Peki nerede olmalıyım? Bir ütopya yarattık seninle Olvidocuğum. Ayten yengenin saçları arasında. Sanki hiç olmadık. Biz, bir zamanlar o elleri tuttuk. Ama yaşarken bu kadar güzel değildi. Her hayalin başına, gerçek olmak gibi bir acı son gelmemeli.  Ama bir gerçeğin başına hayal olmak gibi bir son gelirse? Ait olduğumuz bir masal istedik sadece. Aslında sevdiler beni çocukken. Kim bilir ne umutlarla büyüttüler. Şimdi geldiğimiz noktada; insanlığa faydamız, çocuklara kötü örnek olmak oldu. Bir yudum çay, bir kız sesi gibi yuvarlanıyor içerimde. Oku, Hüsnü gibi sünepe it olursun. Çalış, Hüsnü gibi bir barakada yaşarsın. Evlen, Hüsnü gibi yalnız geberirsin. Burada olmamalıydım. Çaya zam gelmiş, hükümeti tanımıyorum. Eski usulden bir lira bırakıyorum, bir yuduma bir lira. Kahveci, seni sevmiyorum. Bunlardan biridir şimdi. Ciğerlerine yumruklar indireli kaç ay oldu, ne kindar bir adam, unutmuyor bir türlü. Bugün de affetmedi beni. Ona sarılmak ve kulağına mutsuzum demek istiyorum. Hâlden anlayan birine benziyor. Hayır benzemiyor, biri beni anlasın istiyorum. Hep bunu yapıyorum Olvido, insanları ihtiyaçlarım gibi görüyorum. Sıyrılmamız gereken yegane şey insandır oysa. Kaçtık kaçtık kaçtık, ama yine onlarsız olamadık. Burada olmamalıydım. İnsan yaşadığı yere benzermiş. Yaşadığım yer?

Merdivenleri iniyorum yine. Geçen kış Hikmet’in atladığı o binaya bakıyorum. Ben ölümden de korkarım. Hikmet gibi cesur değilim. Allah canımı almayacak olsa, iskelet olarak bile yaşamaya devam ederdim Olvido. Korktuğumuz ne varsa başımıza gelmedi mi? Ölüm de gelecek. Bir mezarımın olacak olması beni heyecanlandırıyor yine de. Belki o zaman onlardan biri olacağım. Ait olduğum bir yer olacak.

“Kendinizden de korksanız Hüsnü Bey, belki başınıza gelirsiniz.”

O kadar kaçtık ki kendimizden, geriye dönüp koşuyorum. Henüz karşılaşmadım. Belki belki belki… Ben buyum. Bir istatistik olarak varım yer yüzünde. Kararsız seçmen, intihara meyilli kişi sayısı, açlık sınırında yaşayan milyonlar…

Yapma deme Olvido, yapacağım. O numarayı arıyorum. Sanki telefonu açan o değil. Onun sesi ama o değil. Onu öyle kutsallaştırmışım ki, artık o bile o olamıyor.

“Alo,”

“Nasılsın Ayten?”

“Arama diyorum.”

“Eskiden aramıyorum diye kızardın, şimdi sesimi duymaya gücün yok.”

“Evlendim ben Hüsnü.”

“Hayır, hayır, hayır, milyarlarca kez hayır!”

“Hamileyim.”

“Tıpta bir ilk, döllenmeden üç yıl sonra hamile kalmak…”

“Senden değil.”

Öyle bakma Olvido. Seni konuşturduğum gibi, onu da ben konuşturuyorum. Aradığım numara kullanılmamaktadır. Aradığım numara Ayten’den sonra üç kişi tarafından kullanıldı. Ahmet Abi ile arkadaş olmuştuk. Bir Edip Cansever şiiri gibiydi Ahmet Abi. İstanbul’da yaşıyordu. Bir mağazada müdürdü. Gelirsem beklerdi beni. Gidersem büyük ihtimal ağzımı yüzümü kırardı. Ah güzel Ahmet Abim benim, insan yaşadığı yere benzer. Direnemedi, o da değiştirdi numarayı. Nurten isimli bir abla kullandı bir süre. Kocası kumar masasında vurulmuş. Bana karşı ilgisi oldu. Herkese yaptığım gibi yalanlar söyledim ona da, sırf numarası aynı olduğu için, ona Ayten gibi davranamazdım. Bu cılız serüven bir gün bitti. Şimdi kimse kullanmıyor bu numarayı, Ayten bile.

“Korktuklarını söyletiyorsun ona değil mi Hüsnü Bey? Yine korkularınız gün yüzüne çıkıyor. Siz bu iğrenç hayatla bile kadınları buluyorsunuz. Sizi diriltmek istiyorlar bazen, kaçıyorsunuz. Bir gün casus, bir gün marangoz, bir gün garson oluyorsunuz. Onları etkilemek için, yalanlar söyleyip sonra o yalanlarınız ortaya çıkınca terk ediliyorsunuz. Sizin yalandan dünyanıza bile, adını unuttuğunuz başkalarının Aytenleri olan o kadınlar doluşmuyor mu? O halde korkmayı bir kenara bırakın. Çünkü Ayten’in ellerini başkası da tuttu. Sizin neşeniz silindi gözlerinden çoktan. Başka bir adamın girdabında…”

Sus Olvido sus. Kendimi kandırırken bile bir ümit olur içimde.

“Alo, Ayten,”

“Efendim Hüsnü,”

“Seni unutamadım,”

“Ben de,”

“Neredesin?”

“Şurada,”

“Ben de oraya yakınım,”

“Gel artık, bitsin bu hasret.”

Olmayacak, biliyorum. Ben var mıyım ki Ayten olsun. Evin önüne geliyorum. Yine yaşamaktan yoruldum. Başkaları için yaşamaktan Olvido. Onlar için yazıyoruz, onlar için okuyoruz, onlar için seviyoruz. İnsan sosyal bir yaratık. İnsan tanımsız bir canavar. İnsan iki ayaklı bir endişe. Bu lanet eve girmek istemiyorum. Bir 35'lik yuvarlamak için engel ne?

“Son yemek paranızla içmemelisiniz.”

Bunlar onların kuralları. Bunlar insanların mantığı. Biz onlardan değiliz Olvido.

“Söz verdiniz. Söz verdiğiniz gibi o kadına gidin. Alkol hep orada, ev de kaçmıyor. Buluşmanıza yarım saat kaldı.”

Haklısın Olvido. Kararsızlık ne kadar yoruyor. İnsan nereye gittiğini bilirse bocalamaz. Keşke bir amaca bağlasaydım hayatımı. Adını unuttuğum o kadınla buluşmaya gidiyorum. Rehberime Z harfi olarak kayıt etmişim. Zehra, Zahide, Zayten… Ne olabilir? Kendisine soramam bunu. Canım der geçerim. Oturuyorum o banka. Ağaçlar savruluyor gibi. Neden Ayten’le burada oturmadık hiç? Her şey bir oyunmuş. Birden Ayten çıkıp geliyor.

“Seni kandırdım. Ben aslında Ayten’dim.”

“Hadi sarılalım. Çok konuşmadan. Konuştukça ayılacak gibi oluyorum.”

Ayten gelmiyor, evet. O bu şehirde bile değil. Kimi bekliyorum? Z harfini arıyorum.

“Alo,” diyen bir erkek sesi.

“Kimsiniz?”

“Zümre Dürüm.”

Telefonu kapatıyorum. Dün bir kadın açmış telefonu, bir hayal kapısı aralanmış, o kadını da tavladığımı sanmışım. Ayten de gelmeyeceğine göre, neyi bekliyordum bu soğukta? Olvido! Rüzgâr kafamı açmış, Olvido bile gitmiş. Dehşet içinde kalıyorum, kendi içimde yalnız kaldığım için. Bir ağlamak hücum ediyor gözlerime. Bir şeyler içmem lazım, başım dönerse, yaşayabilirim…