Şişmiş gözler, bel ağrısı, at kuyruğundan can havliyle firar edip son nefesini vermiş bukleler ve boş bir kalple uyandım.

Bir kadının depresifliği hiçbir zaman medyanın bu hususta ısrarcı olduğu kadar estetik görünmemiştir, yeniden altını çizmiş olalım.


Camdan bile bakasım yok, gördüklerime olan nefretim biraz daha kanıma karışıp yaşamak için tutunduğum son sevgi kırıntısını zehirler diye. Öyle böyle küfretmek istemiyorum şu an ama eski yaratıcılığım da sabrım da yok döşeyecek.

Bir de hani, malum, buralar daha elit mekanlar artık. Ona göre davranmak gerek.


Belli ki nereye adım atsam, orası bir parça daha yeşerecek. Öyle ki artık oraya yakışmayacağım kadar güzelleştiriyorum bulunduğum her yeri. Hep böyle olmuştur bu.

Hep böyle dolmuştur bu bana ve kanımda boğulur gibi tam da şurama kadar gelmiştir hepsi.


Çekingenlikle suda gezdireceğim ayak parmaklarımı, alıştıkça santim santim gireceğim. Kendileri çekecekler içeri kolumdan tutup.

Tenimden suyun yüzüne sızan renkler mest eder.

Herkes beni olduğum gibi sevdiğini söyler ve olduğumdan da fazlasını gösteren bir halüsinasyonla ne dediklerini bilmeden methiyeler düzüp dururlar etrafımda.

Sonra bir bakmışsın, olamadıklarımı daha çok sever olmuşlar.

Çok geçmeden çevre düşmanı ilan edilir, Doğal Yaşamı Koruma Derneği tarafından falan, her ne boksa işte, kurşuna dizilirim.


Ne dönüp güzelliğime hayranlıkla bakacaklar, ne şu çük kadar mağaramda rahat bırakacaklar.

Ne şarkılarımı duyacaklar, ne susmama razı olacaklar.

Ne ölmeme izin verecekler, ne kelepçe gibi kenetlenmiş ellerini gırtlağımdan çekecekler.


Ne kimsenin biricik aşkı ne olması gereken evlat.

Ne dünya barışına gebe ne söylendiği kadar kadir her şeye.


Güzel de değilim basit adamların şiirler yazacağı kadar, zeki de değilim kendini sapyoseksüel sanan marjinal kılıklı bir dingilin yakasına yapışacağı kadar.

Seveceğiniz kadar basit değildim, uzak duracağınız kadar sıkıcı da.


Bu yük, ancak taşımayanı eğlendiren türden.


Çok içtim, çok uçtum, katlanamadım.

Uzak durun dedim, sesim gürdü ama kırılgandım. Anlatamadım.


Benim adıma düzenlenen, ben hariç herkesin yiyip içip eğlendiği bir karnaval sanki.

Bak, iyi bak; cenazeye bu kadar çok benzemesi tesadüf değil bu tanımın.


Gözümden, dilimden, yüzümden dökülen ne varsa ait değil hiçbir yere.

Kelimelerle aramın iyi olduğunu söylerler ama nasıl ikna ederim sizi artık anlatamadığıma, bilmiyorum.


Gözünüze, dilinize, yüzünüze hitap edemiyorum artık.

Gözden, dilden, yüzden düştüm ve kalkamadım bir daha. Dinlenmek denmez buna.


Daha ne derim, nereye giderim bilmem ama yapamıyorum.

Yemin ederim yapamıyorum.


Ne kendimi ne de hâlâ kalmama izin verdiği için Tanrı'yı affedebiliyorum.