Gözden ulaşılan görünmeyenin delirtici etkiye sahip olduğu bilinir. Ben Savaire Blont, kendimle ilk karşılaşmam esnasında ayna bana gerçek olmadığımı fısıldadı. İnançsızlık konusunda öyle istikrarlıydım ki imanım göz kamaştırdı. Belleğim kusursuz çalışsa da imgeleri anlaşılır forma bürümek inceliğini gösterdiğim güne lanet okuyorum. Sadece daha anlaşılmaz kıldı, her ne kadar isteğim gerçekleştiyse de (asla okunamayacak oluşları) görüntüsündeki sözde anlaşılır kılıf sinirimi bozuyor. Onurlandırdığım bir kara cahilin kapımı yumruklamaya başlamasına yol açtı. Sık sık değiştirdiğim mekanlardan sıralamada 8'e tekabül eden kapıya ulaşmıştı, haberi kuşlarım uçurdu - belki de hiçbir zaman hak etmeyeceği konumu ona bahşetmiş olmam onurunu zedelemiştir, bilmiyorum. Tüm yazılarımı yaktım.

Çoğunluğun kararı ile, 528 yılından kalma el yazmalarımın külleri halen dünyaya saçılıyorlar. Hiçbir şey tam anlamıyla yok olmaz. Her yok oluş, bir başka varoluşun sınırında dönüşür -sessiz pek sessizce-. Meksika Sokağı'ndaki çalışma odasında hayatımda ilk kez düş göreceğimi rivayet eden falcının buğulu ses tonuna inanmak isteğim ile vazgeçilmez tembelliğim hemhal oldu.


Konuşmamın ulaştığım noktasında misafirimin yüzünde farkına vardığım ifade kısa süreli sessizliğe yol açtı; ilk başta onu, işittiği hünerlerime tanıklık etmek isteyen diğer yolculara benzettim ama sonra sadece birkaç edim benzerliği olduğunu anladım. Ses tonundan anlaşıldığı kadarıyla kapıldığı rüzgara henüz anlamını katamamış fakat dinlemeyi biliyor. Gırtlağını söze girmek üzere temizledi, hiçbir şeyi kaçırmak istemediği için çokça temkinliydi -tam da bu yüzden pek çok şeyi kaçırıyordu- ancak kendi tekrarının iz düşümlerini sezebiliyor; bütün kuvvetini, düşüncelerini bilindik arazide güvende tutmak için harcıyordu. "Söylediğiniz cümleleri kesemiyorum," dedi, "Öyleyse," dedim anlık düşüncemin ne getireceğini duymak için sabırsızlıkla, "belki de sorun ses değildir."


Delikanlı hızla ayağa kalktı, fırtına gibi adımlarla ilerledi, gözlerindeki tiksintiyi gizleyemeden kapıyı çarparak çıktı, söylemek istediği şeyi anladığımı düşünerek kapıyı gürültüyle kilitledim -daha sonra onu hiç görmedim ama adını anmayı sürdürdüm: "Savaire Blont." Üçüncü adını bana hiç bahşetmedi.