Bir dikeni kavrayıp sımsıkı bir yumruğun içinde

Sıcacık kanı dirseklerinden süzülürken

Ağır ağır ve fakat kendinden emin bir akışta

Ne acı, ne de korku,

Ne ihtiras, ne de aşk

Yalnız bir dikeni tutmak arzusuyla

Gözleri hiç görmediği diyarlarda gökyüzüne asılı

Bir genç adam gördüm düşümde dün akşam


Güllere matuf bir ömür sürdürmediği muhakkak

Ve bilindik bir hayata raptiyeli olması da ihtimalle mümkün

Ama neden, ama nasıl?

Ama kim?

Bir dikeni avucunun en derininde saklayıp

Gül tohumu ekmediğinin bilincindeyken açık ve seçik

Hoyrat dişli keçilerden başkasının meyletmediği

Bir gülü dalında incecik parmaklarıyla sarıp

Ve ansızın küçük burunlarını

Büyük ve kırmızı güllere saplayan

Beyaz tenli kadınların bilhassa imtina ettiği

Ve çatlamış toprak biçimli parmaklarıyla çiçek satan adamların

Bir yanından bastırıp öte yana devirmek suretiyle

Güllerin bedeninden söküp attığı dikenleri

Kim ve neden yerden alıp

Avucunun ortasına dikerdi


Bunu yalnız bir tek kişi bilebilir

Ki benim bütün bildiğim de bu

Ya gül bahçesinde düşlere düşen

Ya da düş bahçelerinde

Gül dikenlerine saplanıp

Öylece kaldığı bir anda yine

Düşünde güller gören bir adam


Soğuk oldu, düşmeyiniz.