Sakız Adası'nın karşısına geçtim. 

Elimde ne bir kâğıt var ne de bir kalem. 

Şiir yazıyorum öylesine. 

Kimeymiş bilinmez. 

Mevsimlerden ne bilmiyorum, artık her mevsim üşütüyor ruhumu. 

Bedenimden bihaber. 

Hani herkesin birbirinin aynısı olmaya çalıştığı, 

herkesin aynı hissettiği, herkesin aynı işleri yaptığı 

ve her şeyden öte hislerin bile cinselleştiği o dönem var ya! 

İşte tam o dönemdeyim. 

Bunu bilmeniz kafi. 

Aşk kisvesi adı altında insanların, sadece çehrelere şiir yazdığı o dönem var ya. 

dönemin bir günündeyim…

Haykıran bir duvar misaliyim, 

bir martının ağzındaki simit gibi olan “aşk”a şiirler yazıyorum.

Sakız Adası'nın seslerini hissediyorum kulaklarımda bir yeni türkü. 

Ağzımda bir yudum yetmişliğin acısı, 

Birazdan ruhuma işleyeceğinden habersiz…

Hani… Hani rüzgarın esintisiyle dağılan saçlarım var ya, 

saçlar gibi hissettiklerim. 

Ya da bir mum ipinin yana yatması gibi rotam. 

Tahta çubuğu yakmış gibi ruhum. 

Kafam hangi ülkenin sokağına hapsoldu bilinmez, 

Birden sen gelmişsin aklıma, saçmalıyorum günaşırı. 

Kelimelerim boğuyor ada sakinlerini. 

Alışık değiller fırtınaya. 

Birden sen gelmişsin adaya, 

Fırtına dudaklarında durmuş, safi ve lal…