En çok da pencereden sarkıtılan boşluk çağrılmayı bilmez

Gün ölümlerince soluk ertesileri kovalar durur.

Bilmem aşağıya havalandığından mıdır görülmez düşüşü bile 

Görülmez hele sarı cumartesileri

Oyun seslerinin dönüşü bakılmadıysa banyo penceresine,

Siyahlarla


Saydım.

Birkaç boşluğuz burada deliklere fısıldayan

Karnını büyüterek birkaç deliğin, aramızdan geçirdikleri oldu 

Görenler ne güzel dedi, ne güzel

Ardından düşlerine girdi hep deliksiz uykularının


Böylece düşlerim geçirgen değilse hiçbir gerçeğe

Bulanık bir sıcağı çekip buharlar içime değilse nereye

Öyle ki saçlarım yan odadan başlayıp yanımda dökülüyor 

Kendiliğinden bir acı bu

Tarağın dişleriyle en ağrıyan yerimden

Birkaç kez kanatması değil


Sonrası çoğalmanın getirdiği, koyu bir sesin içinden geçerek 

Sonrası çağrılmayan yerlerimin akması en çok


Ki ellerimi açık unutmam benim

Tanrıdan öncesine dayanır


Böyle başlar

Kısık büyümeleri gür bağlarla örtülü olan da

Ne zaman dikey bir oluşa varsa

Bir kuş boynundan teğet geçer.

Yepyeni bağlarla kendinden kopuşu değmez yere

Zile yetişemez aramızdaki üç basamak da


O ki tellerinin bazen bir sesi olmadığında korkardı kendine değmekten

Ve görürdük biz 

Yanlarından ne kadar çoğalırsa güzel asılanı duvara

Bir çiçeğe devrilememenin uzayışıydı bu

Tutunduğu kadar tanınmayışı kendinden koparılışının

Akıttığı renklerce yakın yadsınışları


Sağ gözüm ağlıyor sadece dumandan

Bu solun ateşe çağrılmayışı

Bu çalışını sarı bir gülün zulamdan ki

Bu bir gülün saksısına çığlığıdır