Şehirlerin görünümü yıllar geçtikçe değişiyor. Yeşilden griye doğru giden bu gidişi "şehirlerin modernleşmesi" adı altında pazarlıyorlar. Binalar yükseldikçe gerçekten modern bir yaşama kavuşuyor muyuz yoksa binaları dönüştürsek bile içindekileri dönüştürmedikçe yüzeysel bir dönüşüm mü yaşıyoruz?


Gelişen teknoloji ve mimari bakış açısının değişmesi ile beraber ortaya güzel evler çıkıyor. Şehirleşme biliminin gelişmesi de bize modern şehirleri sunuyor. Gerçi, bizde, şehirleşmeden sadece etrafı griye dönüştürmek algılanıyor ama olsun. Yine de akıllı binalar, son model eşyalarla doluyor.


İşin yüzeysel dönüşümü para var oldukça yapılabilecek bir olgudur. Peki, bu dönüşen binaların içindeki insanları modern şehirli yaşamına ne kadar uyarlayabiliyoruz? Bana kalırsa şehirleşme ve feodalite arasında kalmış insanları şehirli kılıfı altında sunuyoruz. Aslında çoğumuz birer Burhan Altıntop sendromu yaşıyoruz. Özümüzü terk etmiyoruz çünkü hemen her zaman ikinci soru, "Memleket neresi?" oluyor ya da hemşehrimizi görünce mutlu oluyoruz. Diğer yandan küreselleşme ile beraber dünya insanı olmaya çalışıyoruz ve bunun özelliklerini kendimize yüklemek adına kurslara gidiyor, kitaplar alıp okuyor, diller öğreniyoruz. Gel gör ki temelimizi bu dönüşüme uyduramıyoruz. Ya dışımız modern, içimiz feodal oluyor ya da komple bizim şeklimizi veren feodal tarafımızı yok edip belirli bir yaşın üzerinde yeniden temel oluşturmaya çalışıyoruz.


Halbuki bunu aldığımız temelin üstüne düzgün bir eğitim sistemi ile yapabiliriz. Sorgulatan, okutan ve araştırma yaptırtan bir eğitim sistemi bizi hem yüzeysel hem de içsel bir modernleşmeye götürür.