Senin için en son yirmi yaşımın başlarında  bir mektup yazmıştım, veremediğim hala... Duruyor öylece...

O günden bugüne birçok şey değişti hayatlarımızda...

Sen anneme ve kız kardeşime göre daha uysal ve daha sakin bir insan olmaya başlamışsın.

Hatalarının pişmanlığı yüzündeki kırışıklıklar ve sakallarındaki beyazlardan okunuyormuş.

Artık daha anlayışlı bir baba olmuşsun.

Daha sakin bir eş olmuşsun.

Ne mutlu kız kardeşime ve ne mutlu anneme...

Ben büyüdüm. Hayatına dokunabildiğim çocuklar ve aileler onlara iyi geldiğimi söylüyor.

Dediğim gibi, bundan emin değilim ama elimden geleni yapıyorum.

Seçtiğim meslek hakkında hiç de katılmadığım fikirlerini umarım az da olsa değiştirmişindir bu süre zarfında.

Çünkü ben bir gün bile pişman olmadım çocuklarla olmaktan.


Tüm hayatım işimden ibaret.

Çocuklarımı düşünmediğim bir gün olmuyor.

Onlarla birlikteyken hayatın tüm rezaletinden kaçabiliyorum.

O saf kalpleri iyilikle atıyor, bu mecazlı bir söylem değil.

Gözlerinden okunuyor masumiyetleri.

Daha çok şey yapmak istiyorum aslında onlar için mesela dünyayı daha yaşanır hale getirebilmek..

Bütün fikirlerimi anlamsız ve boş bulurdun.

Şimdi, "sende, ne yapacaksın?" demeden önce söyleyeyim.

Seveceğim hepsini.

Biliyorum çünkü tüm yaraların şifası sevgi.

Çok geceler kıvranıp durdum soğuk odamda...

Ne uyku halindeydim ne de uyanık. Sürekli rüyalar görüyordum yoksa kurduğum düşler miydi bugün ayırdına varamıyorum.

Ama şunu kendimden emin bir şekilde söyleyebilirim ki çocukluğumdu gördüğüm.

Ve nasırlı ellerdi başımı okşayan.

Saf huzurdu tattığım.


Satırlarıma günler sonra devam edebiliyorum kaldığım yerden. Eskiden acılarımın üzerine üzerine gidebilirdim ya cesurdum ya da daha güçlüydüm. Ama artık ne cesaretim kaldı ne gücüm savaşmaya...


Artık kızmıyorum sana. Geçti artık yüreğimdeki o ateş. O intikam hırsı.

Kendimi sana kanıtlamak için savaşırken yaşamayı unuttuğum günlerime üzülüyorum sadece.

Ben aslında kendimi seviyormuşum baba.

Ben, senin beni sevmeyişini kaldıramadığım için yıpratmışım, senelerce acı çektirmişim kalbime.

Sonunda ne oldu biliyor musun? Dayanamadı bedenim bu kadar yüke.

Hastalandım. Gençlik hastalığı değil bu ya da Türk klasiklerindeki bir gecede çıkan yüksek ateşte değil.

Yavaş yavaş nüfuz eden cinsten. Zehirli ve kendini fark ettirmeyen.

İyileşmek bile istemiyordum.

Ama dün tedavi olmaya başladım.

Çünkü iki merdiven çıkınca bile nefes nefese kalmak yoruyor zihnimi. Çevremde beni sevenler var her ne kadar sen asla sevmemiş olsan da beni.

Onları çaresiz hissettirmek istemiyorum. Çünkü sana benzemekten ödüm kopuyor.

Karşımdakileri düşünmeden hareket etmek istemiyorum bencilce tavırlarımı bir kenara bıraktım. Çünkü ben, sen değilim.

Senelerce anneme benzememek için elimden geleni yaparken en korktuğum başıma geldi. Yavaş yavaş sana benzemeye başladığımı fark ettim.

Ödümü en çok koparan buydu bayılmaktan bile bu kadar korkmamıştım.


Dediğim gibi, kızgın değilim artık. Hatta acıyorum sana.

Öyle çok sevilmemişsin ki hayatın boyunca.

Ne baban sevmiş seni ne kardeşlerin ne eşin ne de çocukların.

Zor olmuştur, eminim. Hele çocukluk travmalarını düşündükçe içim acıyor o küçük çocuğa çekip almak istiyorum o hayattan...

Ama kırgınım sana.

Sen öyle olmayabilirdin.

Başka alternatifler de vardı önünde.

Ben hep sana bir adım attım.

Sen hep ittin beni elinin tersiyle.

Tek istediğim okşanmandı saçımı nazikçe bir kere...

Her neyse, her şey geçmişte kaldı tabii.

Affetmiyorum ama seni.

Kızgınlığım geçti, evet ama kollarını açıp beklemediğin için beni ve ben de artık başımın çaresine çok güzel bakabildiğim ve kalbinin en güzel yanıyla saçlarımı usulca okşayan biri olduğu için hayatımda sana gelmeyeceğim.



Ama bazen sana anlatacak şeyler biriktiriyorum.

Seninle sohbet ediyorum saatlerce. Kahkahalar atıyoruz birlikte.

Şimdi gözlerim yaşarıyor, annem hep sen kendin için ağlarsın derdi.

Neden bilmiyorum ama bu kez senin için ağlıyorum baba.

Bir yabancı olman öyle zor ki.

Uzun zaman olmuştu görmeyeli sizi.

Mecburen dayımın cenazesine gelmiştim. İlk kez mezarlıkta karşılaşmıştık selam bile verememiştik birbirimize. Baba keşke gelip sarsılabilseydim sana orda bir kere.

Ben en çok kimsesizliğime ağlamıştım o gün saatlerce. Herkes dayım için diye düşünmüştü.


Ben bu hayatı sevmek istiyorum.

İşim öyle harika ki baba. Sen nefret ederdin mesleğimden.

Ama ben bayılıyorum. Hele biri var ki. Atipik otizmli. Bayıldığım zaman iş yerindeydim. Hocalar, "şekeri düşmüş, iştahsızlıktan" dedikleri için haftalar boyunca beni her gördüğü yerde "senin iştahın neden düştü?" deyip durdu.

Çünkü bazı mecazlı söylemleri anlayamıyor ama öyle bir yüreği var ki. Onu düşünmek bile ruhuma iyi geliyor.

Oysa siz bir kez bile merak etmediniz beni.

İnsan hiç mi endişelenmez, ben evde yavru kedimi tek bıraktığım zamanlar bile akşamı zor ediyorum.

Çocuğum aşıdan halsiz olduğu zaman içim yanıyordu öyle durmasına dayanamıyordum.

Peki sen?

Nasıl dayanabildin beni senelerce öyle acılar içinde kıvranırken görmeye?

Görmüyor muydun paramparça ettiğin ruhumu?


Her neyse çok doluyum. Kelimelerim de yetmiyor içimdekileri dökmeye zaten.

Sevindim. Herkesin adına.

Artık korku dolu kabusları görmüyorum ya antidepresan sayesinde ya da içim rahat diye.

Kız kardeşim ve annem sana emanet.


Her şeye rağmen sizi seven kızınız...