Başlangıçta bilmemiz gereken kavram siyasetin ne olduğudur. Günümüzde siyasete dair birçok tanım bulunmaktadır. Peki biz bu tanımlardan hangisine itimat etmeliyiz? İşte burada da bugünkü siyasete şeklini kazandıran birkaç önemli kişiliğin bu kurumu nasıl tanımladığına bakmak gerekir.

 

Siyaset, Aristoteles’e göre “İnsan, siyasi bir hayvandır.” sözünde saklıdır. O, bu sözüyle siyasetin insan doğasının bir parçası olduğunu ve insanın siyasetle uğraşmasının bir ahlak ve ödev anlayışı olduğunu dile getirmektedir. Buradan yola çıkılarak Aristoteles, siyaseti en yüce ve en anlamlı beşeri faaliyet ve insan mutluluğunu gerçekleştirme sanatı olarak tanımlamaktadır.


Farabi’ye göre siyaset; insanı merkeze almalıdır, bir diğer açıklamayla insan merkezli olmalıdır. Siyaset, ancak ve ancak bir ideal toplum yaratma çabasıdır.


Niccolo Machiavelli’ye göre ise siyaset, din ve ahlaktan ayrılması gereken bir uğraştır. Bu şekilde siyaseti din ve ahlaktan ayırarak analiz etmek isteyen Machiavelli’ye göre siyaset, “gerçekliktir’’. Bu yüzdendir ki günümüzde rayına oturtulmuş olan modern siyaset biliminin kurucusu bizatihi kendisidir.

 

Şu ana kadar yaptığımız üç değişik tanımlamaya baktığıızda dikkatimizi çekmesi gereken öncelikli olgu, bu önemli kişiliklerin yaşadıkları dönemlerdir. Bu önemli üç kişilik birbirinden fazlasıyla uzak zamanlarda ortaya çıkmıştır. (Aristoteles: MÖ 384-322, Farabi: 872-950, Machiavelli: 1469-1527.) Burada amaçladığımız şey, siyaseti olabildiğince geniş bir kronolojide incelemek ve bu kurum hakkında daha geniş fikirler ve yeni ufuklar oluşturmaktır. 

 

Konumuza dönecek olursak “toplumsal cinsiyet” kavramı maalesef bugün dahi kısmi olarak da olsa sancılarını çektiğimiz bir ağrıdır. Biz toplumsal cinsiyet denildiğinde bunu, toplumun ve bu toplumun içerisinde bulunduğu kültürün biyolojik cinsiyete bağlı olarak kişiden beklediği davranışları olarak açıklıyoruz. Bu konudaki en büyük hatamıza dönüp bir bakacak olursak bunun en önde gelen sebebi, toplumdaki mevcut olan rollerin toplum tarafından yanlış veya çarpıtılmış bir şekilde aktarılmasıdır. Bu yanlış ve çarpıtılmış aktarım, bize uzun vadede bireyler arasındaki ayrımcılığı ve eşitsizlikleri gösterir. Hadi birazcık genelden özele gidelim.

 

Bu yanlış aktarımın sebepleri nelerdir ve bunu etkileyen temel faktör nedir? Öncelikli olarak bu yanlış aktarımın temel iki sebebi vardır nezdimde. Birincisi; bireyin bilmeden, alışagelmişlikten dolayı oluşan veya kulaktan duyma bilgiler ile iletişim sonucu bir ağ gibi her yere dağılmış olan aktarımıdır. İkincisi; bireyin bilerek veyahut kasti olarak, toplumsal cinsiyet rollerine olan itirazı, bu itirazdan kaynaklanan mevcut düzeni bozma hareketi ve eşitlikten yoksun rolleri insanlara yapay bir şekilde, zorla dayatmasıdır. Bunun sokak lügatındaki ya da günlük lügattaki karşılığı kesinlik içermemekle beraber “çekememezlik sendromu”dur. Bu iki temel sebebi etkileyen faktör nedir sorusuna geldiğimizde de cevap için bakmamız gereken ilk konum aile kurumudur. Faktörümüz yüzyıllardır süregelmiş olan erkek otoritesine dayalı, temelini erkek üstünlüğü fikri ile donatan hatta soyları dahi erkek tarafından belirlenen ataerkil aile modelidir. Daha öncesinde günümüzde defalarca tartışmalara, haber gündemlerine ve dahi hayatlarımıza bile konu olan bu garip aile modeli, uzun zamandır insanlık için bir sorun olmasının yanı sıra bugün dahi toplumsal cinsiyet kazanımı için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bunu engellemenin yegane yolu, bundan sonraki gelecek neslin bu konu hakkında bilgilendirilmesi ve yanlış aktarımdan uzak tutulmasıdır.

 

Şimdi siyaset ve toplumsal cinsiyet kavramını harmanlayalım. Toplumsal cinsiyet kavramının ne gibi problemler ve tehditler ile karşı karşıya olduğunu belirtmiştik. Bu problemlerin baş gösterdiği önemli meydanlardan birisi de siyasetin yapıldığı nokta olan meclistir (ağırlıklı olarak). Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde 583 milletvekili bulunmakta. Resmi kaynaklar tarafından açıklanan verilerce bu sayının 482’sini erkek milletvekilleri ve 583 milletvekili sayısına oranla yalnızca 101’ini kadın milletvekilleri oluşturuyor. (TBMM, 2021.) Yani bizler bugün baktığımızda siyaset arenasında erkeklerin ağırlıklı bir şekilde oluşturdukları çoğunluğu görüyoruz; bu demek oluyor ki meclisteki kadın milletvekili sayısı, neredeyse erkek milletvekili sayısının beşte biri oranında. Bu rakam 2011 yılında, yani bundan on yıl öncesinde, 550 toplam milletvekiline oranla 472 erkek ve 78 kadın milletvekili idi. Bu da matematiksel olarak altıda biri oranından daha fazla oluyor.

 

Rakamların düştüğüne aldanmayın. Toplumsal cinsiyet, düne göre bugün daha olası bir kavram olarak gözüküyor olabilir ama bence bunun temel sebebi dünya genelinde toplumsal cinsiyet yönündeki reform hareketleridir, yani bir toplum bunu başlatıyor, sonrasında diğer toplumlar bu duruma uyum sağlamak için aynı hareketi yapıyor. Daha sonra toplumlar bunu daha sıklaştırmaya başladıkça onu izleyen toplumlar da halktan tepki çekmemek sebebiyle ve düzene devam etmek için bunu sıklaştırmış gibi gösteriyor. Burada değişmeyen tek bir şey varsa o da toplumsal cinsiyete olan bakış açısıdır. Zihniyet olarak hep bir uyum mantığı söz konusu olduğundan toplumsal cinsiyet kavramını kimse düşünme eyleminde bile bulunmuyor.

 

Bu duruma birkaç örnek verelim. Türkiye’de kadınların ilk kez oy kullandığı TBMM 5. dönem seçimleri, 8 Şubat 1935 Türkiye genel seçimlerinde yapıldı ve 17 kadın milletvekili ilk kez meclise girdi. Sonrasında ara dönem seçimleriyle bu sayı 18’e yükseldi. Bazen suç devletin başkanında değil, onun halkındaki bozguncularda aranmalıdır. Meclise giren bu 18 kadın milletvekili bir kısım insanlar veya mecliste bulunan bazı milletvekilleri tarafından hoşgörü ve neşe ile karşılanırken öte yandan bir grup tarafından da abest bir durum olarak karşılandı. Öyle ki bu 18 kadın milletvekili Rum ve Yahudi kökenli olmakla suçlandı ve mecliste istenilmedi. (Doğan, 2019.) Sonrasında bu iddiaların asılsız olduğu ortaya çıkınca anlaşıldı ki bu suçlama, reformu hoş görmeyen kesimin attığı bir iftira, “çekememezlik sendromu”ndan başka bir şey değildi. İşte bu yüzden sayılar sadece göründüğünden ibarettir. Bu kadar anlattıktan sonra yanlış anlaşılmaların oluşmaması için toplumsal cinsiyet alanında gerçekten anlattığımız hatalara düşmeyip bu kavramı layıkıyla yaşatan istisnai toplumları veyahut halkları dışarıda tutuyoruz.


Kadınlar, erkekler hangi şartlara sahipse aynı haklara sahip olmalı. Erkekler başka bir erkeğe nasıl aralarında bir fark yokmuş gibi davranıyorlarsa kadınlara da aynı şekilde davranmalı. Toplumda kadınlar, sadece erkeklerin belirleyici olduğu rollere maruz kalmamalı. En önemlisi de toplumsal cinsiyeti yok sayan kim varsa bir an önce vicdan sahibi olmalı. Tıpkı söylenen meşhur söz ‘’Coğrafya kaderdir.’’ gibi, ‘’Biyolojik oluşum da bir kaderdir.’’ demenin farkına varılmalı ve yoğun olarak empati kurulmalıdır.