camların ardındaki o ışıltılı, bulanık, sıcak evleri yaşamak istiyorum, tam şu an. cam ağzımda. dirseklerim titrek. tepeden bakmak, belimi büküyor zamanla ve zamanla savaşamayacak kadar güçsüzleşiyorum. sanıyorum. savaşmak, söylemek istediklerini söyleyebilmek sadece, bu. benim için. yapamamak ve gittikçe kırılmak içten, o parçaların dakikalar ve ömürlerce batması. ve ek olarak her şey, sonraları, içimizde doğup batan. doğup batan ve üzerimizi örten, üzerimize çullanan ve boğuk bir çift söz bırakan, geriye. bizden eksilen ama eksildiğini hiç de belli etmeyen... devam ettikçe cam ağzımda büyüyor, dirseklerim daha da uyuşuk. aksine suskunum.

bunları söylerken ayakta duracağımı tahmin etmiyordum. ayakta durmayı sevmiyorum, bu görünümümü daha da çirkinleştiriyor. öyle bir endamım yok benim, sizin sandığınız ya da hayal ettiğiniz gibi. dümdüz bir çizgi, değilim.

gerçi, öyle mi? benim düşündüğüm gibi mi düşünceleriniz? bu bir soru olmalı, içten, fısıltılı. ama asla dile getirilememiş.

lütfen öyle olmasın. bu, korkunç, korkutucu olur. istemiyorum, asla, asla ve keşke hiç düşünmeseydim bile bu küçük, kırılgan şeyi. nereden geldi aklımın en ücra köşesine bilmem. ama ben, düpedüz ürperdim bu şeycik karşısında. asla dile getirilemeyecek şeyler, arasına sıkışıverdim.

şimdi, o tat geldi ağzıma, o adamın, ellerinin tadı. hatta belli belirsiz buğusu düştü, sıcak hava kütlesi gibi yapıştı derime. öfkeli ama şiirsel.

seni hiçbir zaman anlamadım ama senin için ağladım. sende kendiliğimi görebildiğim o an, nasıl ağladığımı bir tek onlar bilir. ve onların ağzı yok, dili yok. sadece gözyaşı. bir yansıma, kontrol edilemeyen bir panik. bizim aramızda, onların bile bilmediği bir ben. sadece bana ait bazı şeyler. ve bazı gözyaşları aracılığıyla, sadece sana ait, senin asla bilmeyeceğin o şeyler. her zaman burada, kuru eller, sıcak. bir kesik, yanık. bir iz. koku. baş ağrısı...

keşke o geceyi tam olarak hissedebildiğim gibi anlatabilsem.


şimdi, trenin raylar üzerinde tepinmesi gibi tepinebilir duygularım, içimde. onları bırakmayacağım.

belki hissetmeye çalışırsın hatta görmeye, iyice sokulursun bana, çeneme değer bazı düşüncelerin ama gerçekten görebilir misin gözlerimden, her şeyi? (çok, güvenliydi, yaşamak. bir anlığına. özgür ve korkusuz bir yaşam. ağrı ve acı içinde olmama rağmen, güvenli bir duygu.)

bazen buna büyük bir inançla bağlanıyorum. bazı geceler bunun hayaliyle ısınıyorum, gizli saklı.

duygularım sergileyemeyeceğim kadar büyükler benden, henüz yaşım onlara erişemedi. bu zihin ve kütle, bir hiç bizim için. karşılayamıyoruz bazı kendiliklerimizi, peki ben buna üzülüyor muyum? bunu bile bilemiyorum, gizli saklı.

bazı saatlerin içinde de böyleyiz, benzer olasılıkları duyumsuyorum, orada bir yerlerde, diyorum. tik, tak, tik, tak

ve sonra aslında, sadece bir boşluk. 

bir şeyler anlamıyor değilim, kapıların ardını koklayabiliyorum, keskin. acımtırak bir metal, sanki daha dün yemişim, taze taze. acı. o klişe sözler, duymamak için kaçtığım ve yine sertçe çarpıştığım, her şey, her biriniz.

şimdi ellerim birbirinden uzak ve sakinim. bazı maddeler adına tartışamam, ben bu denli gerçek değilim. sanmayın ki, hayalperestim. öyle, uçmam deli dolu. köklerimle de pek barışık sayılmam, sadece alışkınım. dizlerim hafif kırık, kararmış bir mor derler bizim orada, ama ben bizim oralara hiç benzemezmişim. mavilik lazımmış, biraz sarılık. ben, renksiz bir karartıyım, ne yazık. diyorlar. ben oralı olmak istemedim hiç, yersizliğe alışkınım. bu bir hadsizlik, yaşamım hadsizlik.

peki aslen nerelisin?

ben de kafa sallıyorum o göçebe bitki örtülerine.

şimdi çaylar dönecek, sıcak bir girdap, tam kafamın ortasına konmuş, çıt yok. beni içeri alacak mısın, diye sesleniyor.

buna sabah karar vereceğim. mırıltılar. horultular. karın gurultuları. ince bağırsaklar ve kalınlar. genzim yapış yapış, uzuyor, sıcak böcekli gece. mide bulantısı yapışıyor sırtıma, şimdi uyumalı mıyım, tam şu anda? yapışmalı mıyım geceye, hiç yuvarlanmak yok mu? bir kar birikintisi hayali, belki.

bu gece çok şey istedim ben.

ama tek bir karar, hepsi bu. 

hepsi bu. ellerimde. parmak izleri.

uykuya daldım. sarmal çizgiler kesildi. yumdum gözlerimi tanıdık ve isteğe bağlı genlere. buyum, buna göre kıvrıldım ve içime, dokunaklı bir şekilde bağlandım. 

kendimden kopamam.


sabah oldu. tren raylarının çalkantısı devam ediyor. ve hatta içi boş bir çalkantı bu, sanki uzaklardan bir şarkı eşlik ediyor. hızlı, hızlı uğulduyor soğuk kulaklarımda. ah, sanırım hasta olacağım. 

bugüne. aslında, çok hoş bir caz ile başlamıştım, burnumu çekip duruyordum, önünü ilikliyordum onun. sabit duramıyor hep düşüyordu kafası. sonradan onu kendi haline bıraktım, kızardı, üşüdü ve dondu kaldı. ciğerlerime yapıştı, hatta mıhlandı, bilmediğim sözler. hastalıklı. fısır fısır parmak uçları, hiç yerinde duramıyor ki.

şimdi. birisi geçip gidiyor bütün yorgunluğuyla. omuzları bana doğru çekiliyor ve devriliyor. bunu ben de istememiştim. o an ağır bir hastalığı üstlenmişim, habersizce. peki, aklım neredeydi?

ha lalalalalalala ha lalalalalalala ha lalalalalalalala ha lalalalalalala ha lalalalalala

kalabalık arasında olmaz böyle. hem kulaklarım çok üşüdüğü için sağlıklı duyamıyorum kendimi. böyle akışlar duyumsuyorum, o soğuk nasıl akıyor içime, nasıl. kopup gidiyorum gerçeklikten.

yaz mı gelse acaba? ya da en azından biraz kar dolsun içimize, o zaman soğuk sızamaz. donar kalır kapının önünde, onu itekleriz küreklerle. biraz da buzlu çamur oluruz, bu doğru, yine de en mantıklı seçenek bu gibi geldi bana. hem içeriz lıkır lıkır. ve sonra bir güvercin, yürüyerek tekerlemeler şıkırdatır ağzında. kafası yerinde duramıyor. ben de beklemeye devam ediyorum, her şey bir yana. ben neredeydim?

şimdi bir şey itiraf etmek istersem, bugün biraz da ben üşümek istedim. kendime dikkat etmek beni yoruyor ve sıkıcılaştırıyor. bunu anneme de anlatmıştım. anneme neler neler anlattım... çoğunu hatırlamıyorum bile. en önemlisi, o da hatırlamıyor. 

değil mi, anne? haha.


buradan bir sarmal daha

iniyor, inmeli.

aşağı, daha da derin, 

küflü bir ev bizim kaderimiz

sesimi kokla, ne yazık, yine buradayım

sana boya almanı söylemiştik

peki sen o parayla ne yaptın?

ben duymadım.

camlardan yaşlar süzülüyor,

mermer ıslak, mermer mavi

perdelerle kurutacağız kışı

ıslak ve noktalı kış,

boğazımıza diziliyor, bir diğer ismi bronşit

astım, zatürre, verem. öhö. öhö. ha. lalalala-

bu sabah şarkı söyleyemeyecek kadar hastayım.


yürüyen öksürükler var bu ay, sokağın yanı başında rastladım birçoğuna, kaçtım hepsinden. hiçbir şey almadım, ilham bile almadım onlardan. hastalıklı hislerden kaçınmak için çabaladım. bana inan. bu sefer, yaparım sandım, o kadar da üzülmem sandım, ufak tefek şeyler. bile. benim peşimi bırakmadı. üzgünüm. ben yine yapamadım. bademciklerim adına özür dilerim. bronşlarım adına özür dilerim. ben yine kirli bağcıklarıma tutunup ağladım. bireyselliğin fazında, içimdeki

delikler kapandı, nefessiz bir geçit. tünel boyu sessizlik. aferin, rüyaları, mikropların tuhaf hayalleri, dilimde pütürleşen somutluk. yutkunma.

bu yolculuğun devamı, yok, ben sadece uyumaya karar verdim. uykunun belirsiz rahatlığını istedim. bir karşıtlık, aradım. arıyorum. o hislerin yeniden doğuşu, patlak veriyor içimde.

ama rahatlar mıyım, şimdinin çaresizliğinde

ve dönüşsüz hislere kapılabilir miyim yeniden? o aylı gece, eskisi gibi, nerede? benim adıma kalan hiçbir şey. kimselerin bencilliği karşısında, olmaz ki. olamam, tekrar ve tekrar şaşıramam kötülüğünüze. aranızda yokum, yok oluyorum. eriyorum günden güne. benim üstüm başım ters. bakışlarım ters. duruşum ters. yolculuğum ters. benliğim ters. midem bulanıyor ve ters.

sabah bitti. akşam çöktü. uyumak ters, uyanmak ise benim için artık çok geç.


(the cranberries; loud and clear, ha lalalalalalala)