Charles Darwin, 1859 yılında yayınladığı ''Türlerin Kökeni'' isimli çalışmasıyla büyük bir şok etkisi yaratmıştır. Darwin doğadaki her türün bir dizi tesadüfi fziksel ve zihinsel değişime veya mutasyona uğradığını iddia etmiştir.'' Değişimler hayatı destekleyen değişimlerolmakla beraber belli bir türün hayatta kalmasını ve gelişmesini mümkün kılmıştır. Bazı mutasyonlar ise daha az elverişli olduğu için hayatta kalmayı güçleştirir bu sebeple bir yandan birçok türün soyu tükenmişken, bir yandan büyük çeşitlilik gösteren canlılar ortaya çıkmıştır. Doğal bir seleksiyon süreci doğaları gereği hayatlarını sürdürmeye uygun olan veya olmayın türlerin hangileri olduğunu belirlemektedir. (Heywood, 2013: 67).

Sosyal Darwinizm ise, bu kuramın insan hayatına ve evrensel olgulara uyarlanmasınıdır. İnsanlar dünyanın yaratılıdışından bu yana ırkçılık, haksızlık, güçlünün zayıfı hor görmesi, sömürgecilik gibi deneyimler 'büyük balığın küçük balığı yemesi' durumundan ötürü başgöstermiştir. 19. yüzyılda ortaya çıkan Sosyal Darwinizm , güçlü olanın bir şekilde hayatta kaldığı ve bunun için güçsüzden bir şekilde beslendiğini savunan bir fikir olmuştur. Herbert Spencer terimi ilk olarak ortaya süren kişidir. Tabi ki bu fikir edebiyata da uyarlanmıştır fakat bu şekilde

kurgusal karakterler oluşturan yazarlar bu fikri destekliyorlar anlamına gelmez.


Arzu Tramvayı oyunun başında Blanche karakteri, maddi durumu hakkında bir şeye yer verilmeden önce, üst sınıftan biri gibi görünür. Kardeşi Stella'nın evine gelmiştir. Daha eve girer girmez evin ne kadar

küçük olduğundan bahseder ve kardeşinin yaşam koşullarını eleştirir. Hatta ''Burada nasıl yaşıyorsun'' şeklinde bir yaklaşımdır bu . Stella ise aldırış etmeden sakince cevaplar verir. Oyun ekspresyonist izler taşır ve insanların kıyafetleri ve davranışları statülerini anlatmak için kullanılır. Blanche'ı pahalı kürkler ve mücevherleriyle görürüz. Bu sırada Stanley, yani Stella'nın eşi, gözünü Blanche'a dikmiştir ve bununla beraber Blanche'ın ailesinin tüm mal varlığını kaybettiğini öğreniriz. Yazar

bir yandan ailenin sosyal statüsünü gözler önüne sererken bir yandan Blance'ın farklı bir yerden geldiğini anlatmaya çalışır. Oyun ilerledikçe Blanche'ın akıl sağlığının kötüleştiğini, kendini içkiye daha da fazla verdiğini ve histerik hareketlerini gözlemleriz. Yani, bir şekilde parasını adaletsizce birilerine kaptırmıştır.

ve farklı bir hayatta kendine yer bulamamaktadır ki bu onu delirmeye götürmüş gibi görünür. Ama aslında onun akıl sağlığı ile oynayan toplumun ta kendisidir ve onu bir ''öteki'' olarak algılayan yine toplumdur.

Bir yandan Stanley ve Stella arasında belirgin bir çatışma görürüz. Bu çatışma ise kadın-erkek ‘’eşitliği’’ etrafında döner. Stanley, Stella’ya oldukça kaba ve kötü davranır ve kadınlar hakkında ileri geri

konuşur.Arkadaşlarıyla Kumar oynarken yanında onu istemez. Stella ise bütün bunlara göz yumar ve her

şeyin sonunda Stella’nın dediği olur. Yani, dönemin toplumuna göre güçlü olan taraf, erkek olan kişi haklı

çıkar.

Blanche’ın Stanley tarafından tecavüze uğraması ve bunun, onların evinde kalmaya bir bakıma

mecburken olması, bize yine maddi ve ruhsal olarak güçsüz olan tarafın, güçlü tarafından ezildiğini

gösterir. Stella ise aynı kabullenmişlikle bunu görmezden gelir.