Geceye doğru kalktım. Yüzüme bir su çarpıp su ısıtıcısının başında kahve suyunun ısınmasını beklerken bir yandan Doritos yiyordum. Altı saat civarı uyumuş dinlenmiş kalkmıştım. İçeriden telefonum çaldı.

“On dakikaya in.”

“Yirmi.”

“On beş.”

“On beş.”

Hızlıca karıştırdığım kahveden beş altı yudum alıp tabakamdan çıkardığım tütünden birkaç nefes çektikten sonra hazırlanıp aşağı indim. Arabaya bindiğimde Yener telefonun kamerasıyla saçını başını düzeltiyordu.

“Bir kere de zamanında in yirmi dakika oldu.”

“Arkadakiler yeni mi?”

“Evet. Deniz Ticaretinin notlarını da çıkarttık böylelikle şimdiye kadar işlenen derslerden eksiğimiz kalmadı. Sınava kadar işlenecek olan konularınkini de Açelya bir arkadaşından alacakmış.”

“Açelya geliyor mu bugün?”

“Aynen.”

Aslında bizim bölümde sınavlar için gecelemeye bir bilemedin iki hafta öncesinden başlanır, derslere düzenli katılıp notlarını güzel tutan bir öğrenciyseniz buna bile gerek kalmazdı. Ama biz dördümüz (Furkan’la Açelya’yı da kastediyorum.) derslerden aldığımız verimin dersi dinlemek için harcadığımız süreye değmediğini düşündüğümüzden aynı zamanda da çok iyi birer avukat olmayı istediğimizden ( Özellikle Yener’le benim malumunuz gerçekten tutunacak başka bir dalımız yoktu.) bir ay öncesinden gecelemeye başlayıp bilmemiz gereken ne varsa yalayıp yutmak üzerine kurulu böyle bir taktiğimiz vardı. Notları akademik kariyer yapmak için kullanacaktık. Akademisyen olmayacaksak bile gösterdiğimiz özveri sayesinde bilmemiz gerekenleri hakkıyla öğreniyorduk. Başlarda Furkan’ın bir arkadaşı da bizimle niyet etmişti ama üç gün geceleyince “Bu ne abi insan gibi bir hafta öncesinden falan çalışırım bana da yazık.” deyip vazgeçti. Sınav dışında da ara sıra avukatlığın inini cinini öğrenmek için mahkemelere katılıyorduk. Onun haricinde Yener’le diğerlerinin yüzünü görmüyoruz desek yeridir. Zaten okula da uğramıyorduk.

Okula geldiğimizde Açelya’yla Furkan kütüphanenin önündeydi.

“Gençler önden birer kahve kapıp geleyim gece uzun olacak anlarsınız ya ağlamayın sonra” dedim.

Furkan’la Açelya gülümserken Yener kolunu boynuma doladı. “Sen gel bakalım önce benle” biraz ilerledik. “ Ne otuz iki diş geziyorsun, arabada da bir mutluydun zaten.”

“Hoşlandığım bir kızla tanıştım ondandır.”

“Sen ve hoşlandığın bir kız? Sen ciddisin?”

“Abartma aseksüel değilim sonuçta, neyse konuşuruz sonra zaten.”

“İyi bakalım.”

“Çak bir beşlik.”

Beşliği elim yerime enseme çaktı ve kantine doğru koştu. Lisede olsak kovalardım. Yapmadım.

Kahveler hazırlanırken krakerlerin olduğu tarafa yönelen Yener’e sordum.

“Bir şeyler atıştırsak mı? Derse başladığımızda uğraşmamış oluruz aradan çıkar.”

“İyi olur.” dedi. Diğerlerini aradım onlar da onaylayınca altı tane karışık tost söyledim. (Nasıl becerdiğini anlamadığım bir biçimde Furkan üç tanesini birden yiyordu.)