Tenime değen güneşin sıcaklığını hissedebiliyorum eski zamanlarda. Kalın halatlar ile bağlı olduğum geçmişin acıları, güneşin ışığı ile yırtıyor derimi. Dejavu yaşıyorum çok ağır bir biçimde, bu nedendir, nasıldır, bilemiyorum. Geleceğin dejavusu çünkü zihnimde. Tiz bir çığlık kopsada gönlümde, bekliyorum ben. Kendime yazdığım mektuplar önümde, yanık bir defter... Ateşin külleri nereye savruldu, göremiyorum... Gördüklerim gerçek değil, anlıyorum. Anladığım şeyi neden göremiyorum? Zihnimde dolaşan tilkilere sarılabiliyorum yalnızca güvensizce. Ucundan tutunduğum dal parçalarının köküne uzanamıyorum, güneşi hisseden ben olmamalıyım. Hissedeni görebilirken hisseden hala benim. Şimdi istemediğim ürkütücü sıcaklık biliyorum, beni terk edecek, ayın soğuk dalgaları beni okyanusun derinlerine hapsedecek. Bir tarafa baksam parıldayan ancak balıklara yem edileceğim şelale, bir tarafa baksam uçurum... Bana uçurum ve şelaleyi anlatan ben değilim, bu yüzden bilemiyorum ancak dejavum sesleniyor bana. Şelale bazen bir uçurumun sonunda biter diyor, bir bakmışsın çoktan ölmüşsün diye fısıldıyor. Bir de diyor ki usulca, özgürlüğünü gizli bir hazine gibi saklarsan yaşayacaksın. Ait olduğum yerde hissettirmiyor bana. Anladığım tek şey ise, şelalenin kuru olduğu. Parlayan şeyin kurak bir toprak olduğu. Güneşin aydınlattığı toprağı hissettiğim. Gelecekten görüyorum her birini ancak şimdi ne yapacağım ki? Toprağı anlamalıyım keza yanmış bir toprak varken önümde. Güneşin yaratımını sezmeliyim fakat gözlerimi kör ediyor. Uçurumu daha anlamadım, parlayan eski şelale benim acılarım, kurcalamıyorum. Uçurumdayım ama atladığımda nasıl ayakta duracağım bilmiyorum. Kaybettiğim ateş kıvılcımları ve gece olmadan, uçurumdan korkuyorum. Görüyorum başka bir hali de uçurum sınırsızlıkta. Güneş ve ay sonsuzda. Şelale ve uçurum birde. Görüyorum işte! Bilmiyorum... Sadece kafayı yiyorum. Sıfırdan bire varamıyorum. Sıfırda bile sıfıra hakimiyet kuramıyorum. Tilkileri uçurumdan atarak haberleri alacağım.