Uzun bir yola gidiyorlardı. Otobüsün içi, bir akşamüstü güneşinin yorulmuş ışıklarıyla aydınlanıyordu. İkisinin de kulakları kapanmıştı aracın sesinden. Kadının siyah kazağında, tozlar vardı. Adam elinin tersiyle kazağa yapışmış tozları gidermeye çalışıyordu. Aslında ellerinin tersiyle, aşık olduğu kadının göğüslerinin diriliğini hissediyordu. Bilinçaltında doğmamış çocuklarının bu memelerden süt emmesini isteyen bir arzu vardı. Ama hem kendisi, hem insanlar buna "aşk" ismini koymuşlardı. Kadın bunun farkındaydı. Adamın ellerini hissediyordu. Hoşuna gidiyordu bu tedirgin ellerin keşfi. Ama içinde oturmayan şeyler vardı. Adam onu çok güzel seviyordu. Kendini bir bıraksa, kocaman bir sevdanın tam ortasında bulacaktı. Ama direniyordu. Bu adamla ne yapabilirdi? Adamın hiçbir şeyi yoktu. Sadece güzel sözler söyleyen bir adamdı. Parası, arabası yoktu ve dahası bunlara sahip olmak gibi hayalleri de yoktu.

Kadın haddini aşmaya başlayan elleri bir güvercin gibi tuttu. Adamın başparmağını, beyaz dişlerine götürüp usulca ısırdı. Adamın kanı hızlandı. Bu küçük şaka, adamda başka etkiler uyandırdı. Yanındaki kadını ruhuyla, bedeniyle istiyordu. Eve geldiği zaman kapıyı bu kadın açsın istiyordu. Kafasını geriye yasladı sonra, gülümsüyordu. Bir yandan hayaller kurarken, bir yandan pürüzsüz bir yanağı sıkıp sıkıp bırakıyordu.

**


Bir fabrika işçisi adam. Saat yedi olduğunda işten çıkması gerekirdi. Ama gece saat ona kadar çalıştı. Bu mesai yerine bile geçmedi. Yine de ses etmedi. Borçları vardı. Nitekim yeni evlenmişti. Eve gelene kadar açlıktan midesi sırtına yapışacaktı neredeyse. Kapıyı karısı açtı. Kırıksız ve uzun saçlarını, özensiz bir şekilde toplamıştı kadın. Üzerinde uzun, gül desenli bir gece elbisesi vardı. Yüzü diriydi. Elini kadının yüzüne götürdü, yumuşacıktı. Karısını öptü. Duşa girdi sonra. Çıktığında güzel bir sofra hazırdı. Karısının yüzü sabah okula giden çocukların uykusuz yüzlerine benziyordu. Ev dağınıktı. Adam dağınık evleri seviyordu. Dağınık ev, özgür evdi. Kuralları yoktu. Yatak odasına gidip yatmak zorunda değillerdi. Adam mutfakta halıya uzandı. Karısı ona baktı. "Beni korkutma." dedi. Adam sürünerek salona kadar gitti. Çocuklar gibi görünüyordu. Karısı peşinden geldi. Salonun ortasında koca bir çocuk yatıyordu. Adamın yanına uzandı kadın. "Beynimizin içine kurallar koymuşlar, ama ben onlara uymak istemiyorum." dedi. Kadın anlam veremedi. Adam anlaşılmak istiyordu. Kadın ayağa kalktı. Ayağıyla adamın alnına bastı. Buna ikisi de güldü. Gülümseyen karısının aslında o kadar güzel olmadığını hissetti o an. Ama yine de onu seviyordu. Ayağa kalktı. Karısını ağzının kenarından öptü. Ağzına kurumuş bir tuz tadı geldi. Her şey silinmeye başladı. Her şey silinmeye başladı. Uyandı.

**


Akşam olmuş. Sevgilisi omzunda uyuyakalmış. "Ne garip bir rüyaydı..." dedi. Arkasını dönmüş bir adam derin derin ona bakıyordu. İçine bir kasvet oturdu. Mola vakti gelmişti. Lavaboya gitti, yüzüne baktı. Kalbinde bir ağırlık vardı. Ellerini yıkamaya üşendi. Usulca musluğu açıp yanındakiler pis biri olduğunu düşünmesin diye soğuk suya değdirdiği ellerini saçlarında kuruladı. Dışarı çıktı. Sevgilisi hiçbir yerde yoktu. Biraz gezindi. Otobüste olmalı, diye geçti içinden. Otobüse gitmeye karar verdi. Kocaman otobüslerin arasından geçerken, sevgilisinin titrek sesini duydu. "Lütfen uzak dur benden." diyordu birine. Diğer ses "Kim o geri zekalı?" diye soruyordu. "Seni hiç ilgilendirmez!" Diğeri ağlamaklı bir halde, "Tam yedi yılımız geçti. Nasıl bu kadar kolay oldu, hemen başka birini buldun?" dedi. "Seni hiç ama hiç ilgilendirmez. Senin acılarını ben onunla atlattım, sen diye ona sarıldım bazen. O beni seviyor!" dedi kadın. "Hayır, sen hâlâ beni seviyorsun. Bunu ikimiz de biliyoruz." dedi yabancı ses. Kadından tekrar bir cevap gelmedi. Kafasını uzatıp bakmaktan korkuyordu adam, göremediği için bilmiyordu, belki bir öpüşme, bir sarılma oluyordu o anda. Gözünde canlanan şeyler içini yaktı. Kendini çok değersiz hissetti. Geldiği yerden geri çıktı. Arka taraftan dolanarak otobüse gitti. Koltuğa oturdu. Uyuyor gibi yaptı.

Kadın geldi, uyuyor sandığı adamın yüzüne uzun uzun baktı. İçi yanıyordu. Vicdanı çok rahatsızdı. Kafasını adamın karnına koydu. Kalçalarını dışa uzattı. Gözlerini yumdu. İkisi de uyuyamıyordu. Birkaç saat karanlıkta gitti otobüs. Adamın gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Kendini tutmak istedikçe, şiddetleniyordu ağlaması. Kadın gözlerini açtı. İlk kez adamın onları görmüş olma ihtimali aklına geldi. "Neyin var?" diye sordu. "Her şeyi anlayan bir beynim var..." Sessizlik oldu. Burnunu çekti adam. Vedalaşacağını biliyordu sevdiği kadınla. Gururu bunu kabul etmezdi. Ama aşıktı. Alev alev yanan dudaklarını kadının boynuna dayadı. Onu öpebildiği kadar öptü. Hem ağlıyor, hem öpüyordu. Son vedadan biraz önce, ona iyice doymak istiyordu. Gözyaşları kadının boynundan aşağı akıyordu sıcak sıcak. Kalbinin ateşiyle kaynamış gözyaşları...

Kadının içi karmakarışıktı. Kendini kötü hissediyordu. Daha fazla dayanamadı. "Yeter!" dedi tiksinerek. Sonra sessizlik oldu. Daha sonra yolun sesi, kulakları oymaya başladı. Çok daha sonra varacakları yere vardılar. Hiç kimse diğerine bir şey demedi. Üçü de farklı yerlere gittiler.

**


Kadın ikisini de aramadı bir daha. Onu seven adamı aslında sevmiyordu. "Filmlerin tesirinde kalmış bir deli." diye düşünüyordu. Ne kadar deli olsa da çok güzel seviyordu. Çıkarsız, beklentisiz, sadece bir insanı sevmek için seviyordu. Yüceltmeden, aşağılamadan. Kendisi için değil, sevdiği insan için seviyordu. Sevginin ne kadar güzel bir şey olduğunu tespit etmiş bir adamdı. Ve kadın böyle bir adamı sevemediği için üzgündü. Yedi yıllık sevgilisi, keşke bu adam kadar nahif biri olsaydı. Ama bu sefer onu da sevemeyecekti, biliyordu. İnsan bazen kendine kötülük yapan insanı seviyor. Kendini okşayan eli değil, tekmeleyen ayağı öpüyor. "Keşke sevdiğim adam tarafından sevilseydim." diyordu. Sevdiği adam o yersiz karşılaşmadan sonra, bir daha kadını arayıp bulmamıştı. Onunki sevgi değil, yedi yıllık bir alışkanlıktan vazgeçememekti.

**

Kapıyı çaldı. Kapıyı aylardır görmediği sevdiği kadın açtı. Uzun, kırıksız saçlarını özensizce bağlamıştı kadın. "Seni unutamadım." dedi kapı açılır açılmaz adam. Kadın çok sinsiydi. Yüzünden hoşnut olup olmadığı seçilmiyordu bu durumdan. Adamı içeri aldı. Aylardır görmedikleri yüz, sanki dün görmüş gibi göze alışıldık geliyordu ikisine de. "Olanlardan sonra beni görmek istemezsin diye düşündüm." dedi kadın. Alakasız bir şekilde, "Karnım aç." dedi adam. Çok şaşıran kadın mutfağa gitti. Gönülsüz bir şekilde, berbat bir sofra kurdu. Adam yemeği yemeye başladı. Biraz sonra, ayağa kalktı. Anlamsız bakışlarla kadına baktı. Sonra yere uzandı. Mutfağın ortasına uzanan adam, kadını çok korkuttu. Beyni bu ilginç hareketi tanımlayamadı bir süre. İlk şoku atlattı. "Ne yapıyorsun yerde?" Sorusu cevap bulamadı. Yerde birisi sürünerek salona doğru gidiyordu. "Allah aşkına kalk, ne yapıyorsun ya?" Sesi korkuyla gülüyordu. Adam salona vardı sürünerek, şimdi salonun ortasında uzanıyordu. "Sen de uzansana..." dedi. "Allah aşkına saçmalama, kalk git lütfen. Deli gibi davranıyorsun". Adam güldü. "Beynimizin içine kurallar koymuşlar, ama ben onlara uymak istemiyorum!" dedi.

Birkaç sessiz saniyeden sonra adam, "Ayağını alnıma koy." dedi. Kadın ürkerek bakıyordu. "Lütfen kalk ayağa, korkutma beni! Çok film izliyorsun, bunlar hangi filmin sahneleri!" Ağlamasına çok az kalmıştı kadının. "Ayağını alnıma koymazsan kalkmam" dedi adam. "Bunu neden istiyorsun?" sorusuna "Bir tür totem." diye cevap verdi. Kadın dediğini yapıyordu ki, adam ayağını tuttu. "Çorabını çıkar," dedi. Kadın çıkardı. Gülümsedi acıyla adam, daha sonra ayağını tuttuğu kadına "Bir kez gülümser misin?" dedi. Kadın yaşlı gözlerle gülümsedi. "Aslında o kadar güzel değilsin." dedi. Ayağa kalktı sonra. Ağlayan kadının yanından geçti. İçinde insanlar tarafından anlaşılmamanın hüznü vardı.

Adamın yürüyüşü kadında bir çeşit acıma uyandırdı. İçine bir sıkıntı doldu. İlk kez bir mahkum gibi hissetti kendini. Neden böyle hissettiğine anlam veremedi. Adamın arkasından koştu sonra. "Sen iyi değilsin." dedi. Konuşmaya dünden razı olan adam duraksadı. "Her şey çok karışık." Dış kapıya sırtını sürüyerek yere oturdu. Karanlıkta çok çirkin görünüyordu. Berbat sofradan gelen yemek kokuları bu kasvetli olayı daha çekilmez kılıyordu. Yere bakarak, "Seni çağırmadığım yerlerde beni bekliyorsun. Bazı insanların kılığına giriyorsun. İnanılmaz ama, bir bardak, burnuna benziyor birden. Bir halının deseninde, ter kokan kazağını anımsıyorum. Bir akşam yüzün geliyor gözümün ucuna, yok yere çocukluğuma benziyorsun. Seni tanımadığım zamanlarda, seninle yaşadığım anıları hatırlıyorum. Kelimelerin anlatamayacağı şeyler yaşıyorum. İzah edemiyorum, anlatılmıyor." dedi. Kadın sıkıntıyla bir nefes aldı. Böyle bir adama umut verdiği için üzgün hissediyordu. "Beni hâlâ seviyor olmanı anlayamıyorum". "Bu bana da zor geliyor." dedi adam.

**


Sabah uyandı. Bir insanın, bin tane yansıması vardı içinde. Tanıdığı insanları o kadar geride bırakmıştı ki hatırladığı o insanlar değil, onlar diye yarattığı karakterlerdi. Bunu fark etmek sarsıcıydı. Ama hayaller, insanlar kadar zarar vermiyordu. Fizik kurallarından bile rahatsız oluyordu. Çok yükseklerden düşmek istiyordu. Ama ölmek ona uzak bir fikirdi. Acısından aldığı haz ona dünyadaki en güzel şey gibi geliyordu. Özlemi ne kadar büyüktü! Kalbinde bir ağırlık taşıyordu sanki. Elleri bir ipi tutmaktan mosmor olmuştu, yıpranmıştı. Vücudu bu duruma tahammül edemiyordu.

Sabah duşunu aldı. Kahvaltısını yaptı. Dertleşecek kimsesi yoktu. Bu bayat aşk hikâyesini dinlemekten yılmıştı arkadaşları. Adam kendisini, ciddi olarak dinleyen tek dostuyla konuşmaya karar verdi yine.

Aynanın karşısına geçti. Siyah saçlarını taramaya başladı. Hayal etti. Yine o kadının evine gittiğini ve onu orada bulduğunu düşündü. Onu kollarından tutup, şunları söyleyeceğini düşündü: "Bir kışa denk geldi. Bir hayal putu yıkıldı. Enkazın altında kaldı zihnim. Ağzımdan tükürükler saçarak bağırmak istiyorum sana. Ağzımı kulağına dayayıp bağırmak istiyorum. Saçlarından tutup, uzay boşluğuna fırlatmak istiyorum seni. Beni sevmek istedin, bu başarısız girişim bir çeşit nefrete döndü. Sanki camdan bir evi kırdın döktün içimde. Beni bırak, dedim. Beni bırakmadın. Beni sevmedin. Ama gitmemi de istemedin. Çünkü seni sevmemi çok sevdin. Bundan vazgeçmek istemedin."


Sonra işe geç kalmamak için aceleyle evden çıktı.



Temmuz 15, 2018