Toplumsal cinsiyet kavramı sosyo-psikolojik ve kültürel olanı vurgulamak ve biyolojik olanı ayırmak için kullanılan bir kavramdır. Toplumsal olarak kurulmuş erkeklik ve dişilik kavramlarıyla bağlantılı olan bu kavram bugün hemen bütün sosyal bilimlerde karşılık bulmaktadır. Bugün toplumsal cinsiyet çalışmaları kadın, erkek ve LGBTİQ+ kapsamındaki tüm bireyleri ve onların hak ve kültürlerini inceleyen queer çalışmaları bünyesinde toplayan önemli bir araştırma alanıdır.


Toplumsal cinsiyet tüm toplumlarda önemli bir tabakalaşma biçimidir. Cinsiyet rollerine ilişkin toplumsallaşma çocukluğun ilk yıllarından başlayarak hayatın tümüne yavaş yavaş işler. Cinsiyete dayalı rol ayrımı ebeveynler ve toplum tarafından desteklenerek süreklilik kazanır ve bir sonraki nesle aktarılır. Bu nedenle toplumsal cinsiyet tabakalaşması gerek özel gerekse kamusal alanda kadın, erkek ve LGBTİQ+’lar arasında iktidar, zenginlik ve diğer kaynaklar açısından eşitsizliğine vurgu yapar.


Günümüz modern dünyasında halen kadınlar ve LGBTİQ+’lar güç ve ekonomik anlamda erkeklerin gerisinde yer almaktadırlar. Bu alanlardan sadece biri olan siyasette de erkeklerin iktidarı ellerinden tuttukları görülmektedir. Ülkemizde bu anlamda önemli gelişmeler olsa da halen kadınların ve LGBTİQ+’ların siyasete katılımları ya da siyaset yapma oranları oldukça düşüktür. Özellikle kadınların siyasete katılımının daha düşük olmasının sebepleri: toplumsal fırsatlardan yararlanamaması, kültürel normlar, yaşadığı coğrafya, sınıf ve ırkı gibi sebepler ne yazık ki oldukça etkilidir.


Anayasa kadın ve erkek her vatandaşın siyasal kararlara katılım hakkını güvenceye alır. Anayasa'nın 10. maddesini inceleyecek olursak herkes cinsiyet, dil, ırk, din, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanunda eşit olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak LGBTİQ+ bireylerin hakları Anayasa’da güvence altına alınmamış ve siyasal alana katılımda kadınlarla birlikte pek çok ayrımcılığa, homofobik söyleme maruz kalmaktadırlar. 31 Mart 2019 belediye seçimleri sırasında 10 şehirden 27 belediye başkan adayı tarafından imzalanan "LGBTİQ+ Dostu Belediyecilik Protokol Metni" içerisinde kentte eşitlikçi, özgürlükçü, şeffaf ve katılımcı bir yerel yönetimi benimseyecekleri, LGBTİQ+ bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması, iyileştirilmesi, kamu, sağlık ve barınma hizmetlerinden eşit olarak yararlanabilmeleri için politikalar üreteceklerini, bu politikaları hayata geçireceklerini taahhüt edildi. İmzalanan bu protokol metnine rağmen 2019 yerel belediye seçim bildirgelerinde 'LGBTİQ+’, ‘cinsel yönelim’ ve ‘cinsiyet kimliği’ ifadelerine ve politikalarına pek çok parti ve aday yer vermedi.


24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleşen yerel seçiminde her 5 milletvekili adayından sadece biri kadın adaydır. Seçimler sonucunda ise sadece 104 kadın milletvekili seçilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın milletvekili oranı %17,3 olmuştur. 81 ilin 33’ünden kadın milletvekili seçilmemiştir. Belediye meclislerinde kadınların oranı %10,7 iken belediye başkanlarının sadece %3’ü kadındır. 81 ilde 2017 yılından bu yana atanan kadın vali sayısı sadece 2’dir. 24 Haziran 2018 yerel seçimleri oranları dünya ve Avrupa ortalamaları ile kıyaslandığı zaman Türkiye’nin bu oran altında kaldığı görülmektedir.


Toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının devlet tarafından izlenen genel politikaların bir parçası olmaması toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunlarının büyümesine sebep olmaktadır. Eşitliklerin kazanımı için sadece yasalar ve devlet politikaları gerekli değildir. Bu eşitliklerin topluma işlenmesi ve uygulanması ile bu kazanım kalıcı hale gelmiş olur.

Türkiye'de ve dünyada toplum ve bireyler değişiyor, kadınlar ve LGBTİQ+ bireyler haklarını daha çok arar hale geliyor. Cinsiyetçi, homofobik söyleme, şiddete ve ayrımcılığa karşı mücadele ediyorlar. Kadınlar ve LGBTİQ+’lar özgür ve bağımsız günler için şartlar ne olursa olsun mücadele etmeye devam etmektedir.