Yüzüm her alaborada yeniden mahvolan bir sazlıkta. Madem öyle çalmayı bırak. Madem öyle beni öksüzlüğümden vurma. İçimdeki çinili köşkü kırarak aldığın galibiyet tâcını ya da suratına tuttuğun o mermerden mizacını kıracak zaman. Parçaları bana da saplanacak, madem öyle kanayan yerlerimi avcunda tutma. Benim öksüzlüğüm katlanacak. Ben bir pencereden başkalarının annelerini izleyeceğim hep. Dilimde şıngırdayan cam parçalarıyla oynayacağım gülerek. İstemeden büyüyeceğim giderek. Senin karanlık kollarında. Madem öyle aydınlığı yak. Madem öyle yanan aydınlığa bir de benim gözümden bak. Jiletli telleri zünnar yapacağım, tüm kuşları bir bir yakacağım bak. Artık dünyaya öksüzlüğümden bakacağım bak. Madem öyle beni bebeğin yapmayı bırak.


Yüzüm ikiyüzelli kilometre sonra yeniden yanacak. Madem öyle bana gocunmayı bırak. Ne buradayım ne oradayım. Ne sendeyim ne serdeyim bak. Burada vuku bulan şey zamanı yormaksa bırak, feleğin çarkını kırmaksa bırak. İki taş köprüyü nasıl yıktıysan öyle bırak. Aya bak, yola bak, denizlerin öksüzlüğüne bak, benimkini bırak. Başım sağalsuñ istemem. İstemem dolanmayı seni unutmuş bilerek. İstemem sokaklarda seni görmeyi dilemek. Dilemekten hayli ırak. Bir sabah göğsümde bir ekmek kırarak fezaya avuç açıyorum. Şifayı ellerime sunarak beni onurlandırmışlar. Madem öyle dilindeki *Surhubad'ı bırak. Üskûn yâ, Uhrûc yâ Surhubad! Ellerimi ellerine al. Arılara yemin olsun ki ellerim zehrini alacak. Öksüzlüğüm dolacak göğsüme, şimdi durup aynaya baksam sırf öksüzüm diye beni yuhalayacak bir yığın sır var. Zehrin içinden bak.


Yüzümde bir akasya ağacından oldukça var. Sorun sen değilsin ama ben de değilim bunu daha evvel demiştim. Kanımı akıttığında demiştim. Karakol'da demiştim, Panayır'da demiştim. Ama eskiden söylediklerimi orada bırak. Şimdi yeniden söyleyeceğim çünkü artık ne söylersem söyleyeyim sürekli kanayan öksüzlüğüm durmayacak. Başımı okşayan ağaçlar beni ağlatır bak. Bazı annelikleri benden alarak, başıma yepyeni bir öksüzlük tak. Ölümsüzlük sende dursun. Nasılsa benim yüzüm seni bir kez bile bulmayacak. Madem öyle bizim için ölmeyi bırak. Madem öyle boş ver, ben de verdim bir daha geri almayacağım.

beni duymayacağım, beni duymayacağım.

Nedense ikinci bir güneşi yakmalılar. Nedense içimde ayı son bir kez daha görmeliymişim gibi tuhaf bir his var.

Tufanlar, ceninler ve öksüzlerden ne çok var diye düşünürken bak. Beni hepsinden ayrı tut çünkü ben senden de münezzehim. Bir kaç farklı dille kendi dilimi yaralayarak dedim bunu,

Üskûn ve Uhrûc, beni bırak.

Öksüzlüğüm koynuma sığmıyor bak.



*Surhubad: "Üskûn (Sakinleş) ve Uhrûc (Çık) ifadelerini sıkça tekrar eden, ağrı ve sıkıntıların geçmesi için okunduğu rivayet edilen Osmanlı Türkçesi ile yazılmış bir çeşit tılsımlı dua.