Hatice neden bu kadar güzel?

 

Finansbank’ta vezneci Hatice, bana iş oluyor sanıyorum doktor. Güzel kadın. Ülkemizde nadide görünen bir çiçek türü. Kızıl saçları, çilli bir yüzü var. Koyu gözleriyle sitemkar bir bakış atıyor insanlığa. Etrafımızda konuşanları dinliyor. Dalıp gitmişken ona, bir şeyler söylüyor.

“Bugünlerde herkes böyle işte. Hep zamlardan şikayet ediyor.”

Gülümsüyorum ona. Elleri ne kadar güzel öyle.

“Sonumuz hayır olsun, bir bira 30 lira.”

Somurtuyor,

“Kartınız hazır” diyor, “isterseniz bu bankaya taşıyın işlemlerinizi.”

“Neden olmasın? Çek defteri ne zaman gelir?”

“Yarın.”

Yarında göreceğim onu ne güzel. O kartı alıyorum. Her zaman bu paraları alıp kaçma isteğiyle doluyorum. Hatice’yi kafalıyorum. Birkaç milyon liracıkta o cukkalıyor. Onunla kaçıp gidiyoruz. Bir hayal alemi başlıyor ofise dönene kadar. Hatice bir gün bunu teklif edeceğim. Ben art niyetli biriyim. Ama bana güveniyorlar doktor. Para birimim bir kutu bira olmuş. Maaşımı günlük on biraya denk gelecek şekilde alıyorum. Fazlasında gözümün olmadığını düşünüp bana güveniyorlar. Akşam işçilere maaş dağıtacağım. Hepsi yanlış gidecek. Birinin parasını, diğerine yatıracağım. Kavgalar çıkacak. Puantajları masama vuracaklar. Daha dikkatli olacağıma dair tutmayacağım sözler vereceğim. Dalgınım. Kırgınım ve bezginim. Alkolik oldum doktor. İçmeden duramıyorum. İlk fırsatta ofisin boş odasında, suluğumun içindeki votka karışımlı Schweppes’i yudumluyorum. Haydar bey gülümsüyor. O kokuyu alıyor. Köpek gibi burnu var. Önüme birkaç dosya yığıyor. Kaşemi alıp rastgele basıp geçiyorum. İlginç şekilde sıkıntı çıkmıyor. Belki kontrol etmiyor bile yaptıklarımı. Öğleyi zor ediyorum. İş başvurusuna geliyor birileri. Hatırlamıyorum. Onlara söz vermişim hep.

“Hiç bu kadar büyük bir vinç kullanmadım.” Diyor birisi.

“Olsun alışırsın. Alt tarafı 50 metre fark ediyor.”

“Olur mu abi 50 metre az mı? İnsanlar nokta kadar görünüyor.”

“Ehliyetin yetiyor mu?”

“Evet.”

“Hayırlı olsun.”

Yine de işe alıyorum onları. Kovulacağım güne kadar, olabildiğince insanı iş sahibi yapacağım. Dünyamız yıkılsın diye, işi ehline değil önüme gelene vereceğim. Akşama doğru Hatice geliyor aklıma. Saatime bakıyorum. Ona hep geç kalıyorum. Ayda bir kez görüyorum onu. Bir hafta boyunca zihnimi meşgul ediyor ve geçip gidiyor sonra. Hatice’ye yetişemiyorum. Ama biri daha var. Beni oyalayacak biri daha var doktorcuğum. Ona gidiyorum.

 

Çivi çiviyi söker mi doktor?

 

Gloria Jeans’ta kahveci Banu’yu hatırlıyorum işim biter bitmez. Nargileden az uzun boyu var. Ama çenesi dünya kadar büyük. Kafamı sikmesinden hoşlanıyorum. Beynimi yorduğu zaman eve gidince uyuyabiliyorum. Arabama biniyor. Elinde iki karton bardakla, gülümsüyor. Bu kahveler beni mahvediyor Banu, diyemiyorum. Uyuyamıyorum Banu, diye sarılmak ve ağlamak istiyorum. Biri var Banu, onu unutmak için herkesi öpüyorum. Dilencilerle konuşuyorum, moruklarla içiyorum, savuruluyorum. Dudaklarımızdan birazdan o kahve aromasını emeceğiz ya, ona bunları diyemem. Gözlerimi kapatınca o beni öper gibi olur. Kim beni öperse öpsün, aslında beni o öpüyor. Uyku sorunum varmış evet. Bilmiyordum. Başım ağrıyor diye başka bir doktora gittim. Günde üç saat uyuduğumu duyunca, teşhisi koyuverdi. Başım çok yaşamaktan ağrıyormuş. Biraz uyumalıymışım. Ama olmuyor. Sızıyorum ben doktor. Uyumuyorum. Uyumaktan korkuyorum. Karanlık rüyalardan korkuyorum. Onunla rüyamda sevişmekten korkuyorum. Acıktığımı, uykumun geldiğini anlamıyorum ben. Tuvalete gidene kadar işemem gerektiğini bile bilmiyorum. Ben hayatı yanlış anladım. Ömrüm boş yere bana verilmiş gibisinden bir karamsar kurşun ciğerime giriyor. Banu’yu yiyeceğim, ama ölmeyecek. Onu sevmiyorum, ama güzel bakıyor. Hevesim artıyor. Ama kursağımda yer çok. Kahveci Banu’nun abisi arıyor, gidiyor sonra. Bir numara var, birinden almıştım. Beykent’e gel, beni ara diyor. Banu gidiyor. Yeni bir serüvene gidiyorum.

 

Yeni serüven! GÜNLÜK KİRALIK DAİERELERDE FELSEFE YAPIYORUM.

 

Dünyanın en namuslu orospu Alev’e gidiyorum. Her aradığımda ismi değişmiş oluyor. Poposunun üstünde kanat dövmeleri var. Omuzunda kuşlar uçuyor. Hır gür çıkarıyorum. Kafam düşecek. Pezevengini arasa, beni öldürtse fena olmaz. Ama ben ne kadar cesur olursam, onlar o kadar korkuyor.

“Nerelerdeydin bir süredir?”

“Oyalanıyordum.”

“İyi görünmüyorsun?”

“İyiyim.”

“Çok gizemlisin.”

Gülümsüyorum ona doktor. Her şey gün gibi ortada.

“Ben kendimi kaybettim Alev.”

“Sen çok az şükrediyorsun.”

“Sen ediyor musun?”

“Ediyorum azı yeter bana? Bugünümüze şükür. Allah’a inanıyor musun sen?”

“Evet” diyorum. “Vicdanım bu yüzden kanıyor.”

Bir müzik açıyorum televizyonundan. Rodrigo – Concierto. Beni de asın Deniz Gezmiş gibisinden bir hayal perdeleniyor gözlerime. Son dileğim onu görmek olsun, bir de bu müziği dinleyeyim. Kahve koksun her yer birden. Annem ağlasın evde doktor. Sokaklar dağılsın birden. Herkes evine gitsin istiyorum. Canım bedenimden çıkarsa, o zaman sığabilir miyim evrene bilmiyorum. Alev’e soruyorum. 

“Sen inanıyor musun?”

“Ben de çok inanıyorum. Görünmez bir varlığa inanıyorum. İnanmayanları anlamıyorum. Geçen gün biri geldi, inanmak çok saçma.” dedi.

“Sen ne dedin?”

“Ne diyeceğim aptallık işte!”

“Herkes özgür Alev’ciğim. Ona ihtiyacımız var. Böyle yaşadığımız için bizi cezalandırması lazım.”

Beni öpmeye başlıyor. Yapmacık bir öpüşme. Göründüğün gibi sakin değilsin, derken o, bilincim gidip geliyor. Kafam bir nebze daha açılıyor.

“Böyle müzikler seni hasta eder.”

“Allah’a gidelim Alev.” Diyorum.

“Lütfen” diyor. “Dikkat çekmeden git evden. Beni buradan da kovduracaksın.”

“Allah’a gidelim.” Diyorum. Yumruğumu duvarlara vururken.

“Bir daha gelme!”

Elimi saçlarına atıyorum. Birine benziyor. Adını bile anmak istemediğim birine. Finansbank veznecisi Hatice gibi, kahveci Banu gibi, orospu Alev de ona benziyor. Onu unutmak istiyorum doktor. Ama istedikçe bulaşıyor bana.

“O kim?”

“Bilmiyorum doktor. Hatırlamıyorum onu. Ama çok garip unutmadım da. Sana gerek yoktu aslında. Teşhisi koymuştum kendime.”

“Neydi teşhis?”

“Ben korkularımla, duygularımı karıştırıyorum.”

“Duygularını kontrol etmeyi denedin mi?”

“Hassiktir oradan doktor ya! Eli yanmış insanlara, aslında elin yanmıyor demeyi ne zaman bırakacaksınız? Duygular kontrol edilmez. Onları umursamazsın sadece. Ben günlerdir böyle yaşıyorum. Acımı uyuşturmak için bu haldeyim. Kendime gelmekten korkuyorum, beni orada büyük ve soğuk bir yalnızlık bekliyor. Beni kendime getir doktor, orada ben bile olmayayım. Ben duygularımdan uzaklaşmak istediğim için buradayım.”

Biraz daha kafamı sikiyor doktor. Sonra konu kitaplarıma geliyor,

“Canını çok sıkan yazarları okuma.”

“Mesela?”

“Dostoyevksi’yi, Oğuz Atay’ı bir süre kenara bırak.”

 

Burnu kırık bir psikolog, bir psikolog mudur?

“Burnun kırık değil aslında, acılarını kontrol etmeyi öğrenmelisin.”

Sokağa çıkıyorum. Gün bitmiş yine. Ona sormak istediğim sorular vardı. İçimde kaldı. Kendimi manipüle ettiğimin farkındayım. Doktordan çok şey biliyorum kendi hakkımda. Ama düzlüğe çıkamıyorum. Dükkanlar ışıl ışıl. Sokaklar yorgun bir halk ile dolu. Sakallarım uzamıştır kesin. Çirkinimdir bugün. İstediğin gibi yaşamadığım için, istemediğim yollara sürüyorsun beni Rabbim, diyerekten otobanlarda köklüyorum. 

 

Gün ne zaman ışıyacak bilmiyorum. Başım ellerimin arasında. Ciğerlerim yorgun. Bekliyorum. Hep bir şeyler bekliyorum. Yaz gelmeli. Yaz gelince düzeleceğim. İnce kızlar sahillerde olacak. Güzel kokacak her yer. Ve ben bu karanlığın en dişi yerini yırtıp geçeceğim. Sahillerde cıvıltılarıyla kuşlar beni alkışlayacak. Fatma, Banu, Alev ve O, aklımın ucundan bile geçmeyecek. Denizin içinde gülümseyeceğim. Ben bir kış geçirdim piç kuruları, sağlam bir kışı sırtımdan geçirdim. Filozoflar gibi düşündüm, şairler gibi abarttım. Ama bugüne çıktım. Güneşin karşısına uzanacağım. Sigaram tütecek ağzımın kenarında. Ne mutlu adam diyecekler bana bakıp. Hiç doktorun burnunu kıracak, şirket hesabından milyon liraları aklayacak biri gibi değil diyecekler. Bu huzuru kıskanacaklar. Beyaz yüzlü, siyah saçlı bir kadın gelecek. Bütün fahişeleri öldürecek kafamda. Beni denizde yıkayacak. Soğuk çarşaflarda uyuyacağız sonra gibisinden bir hayalle kendimi sırıttırırken, unutma yarışını kazandığımı düşünüyorum.