Gözlerini kapatsan derin bir uykuya dalacaksın. Heyhat! Bunu istemiyorsun. Sen, bu zifiri karanlık düşüncelerinde boğulmak, olabildiğince mutsuz olmak istiyorsun. Ölüme bu kadar yakın olmak mı çekiyor seni? Denizden yansıyan ışık gözlerini alırken nasıl da seviyordun hayatı! Vapurun ilerleyişinde bile bir anlam bulabiliyordun. Ya şimdi, ya şimdi yapayalnız odanda, ya böyle uykusuzken?.. Bambaşka bir hayat değil mi bu? Bunlar bambaşka hisler, farklı fikirler bunlar. 


Göz kapaklarını kapatmak istemiyorsun ama yine de kapanıyorlar değil mi? Kim, kim onları kapatmaya, seni esenliğe çıkarmaya çalışan?! Hayır sen değilsin, tıpkı sevgili dostum; o vapurun, tam Galata'nın önünde, öylesine narin ve cilveli akışından haz duyup gülümseyen sen olmadığın gibi. Bu "saçma sapan" ölüm düşüncelerine takıldığında kendi kendine hemen şöyle diyorsun: Bu "saçma sapan" düşüncelerin tek sebebi uykusuzluğum, hepsi bir yanılsama, yarın geçecek, bir sorun yok.. Ah seni salak şey! Neden anlamsız mutluluklarında da bir kukla olduğunu düşünmüyorsun, onları da saçmalıkla itham etmiyorsun o zaman? Neden şu an sadece dopamin salgıladım, biraz oturayım geçecek demiyorsun? Sen yalnızca işine geleni fark edersin, bir de kendini derin düşünceli sanman yok mu! Sana hırıltılı hırıltılı güleceğim gelir. 


Uyu sen güzelim, uyu sen tatlım. Yarın güzel bir gün olacak. Merdivenlerden sekerek inecek, insanların masumiyetine tebessüm edeceksin. Ama akşam oldu mu sakin geç saate kalma. Yoksa hangi sen gerçek anlayamadan öleceksin.