ciddi sorunlar teşkil ediyordu,

birbirimizle olan yakınlaşmalarımız.

bu yüzdendir buna katlanamayıp ayrı yollara kendimizi atmamız.

bedenimle verdiğim mücadeleye,

ruhumla yenik düşecekmişim gibi,

kana karışan tüm duygular şimdi

bilinmeyen bir denklemle evli.


sarıldığımızda saate bakmadım ki

seni sevdiğimde zaman olayım.

çiceğe benzemedin ki

dallarını bilerek koparayım.


rehin alınmış duygularınla,

planı yapılmış aşk oyununla

ders verir nitelikteydi bakışların.

aynı netlikte istemeden yaptığın

ve üstünü severek örttüğün satırların.


cümlelerde kan, imlalarda cinayet.

ömür kutusundan kaza ile atıldın,

şimdi tüm ekipler arama kurtarma operasyonunda

buna sen de katıldın şayet...

kara kutuya dönüşmüş kalbin,

şimdi istenmeyen o yalandan sevgin

anlamlandırılamıyor.

anlam verilemiyor.

uçurumun kenarında,

lakin hiç de siklenmiyor.

sessizliğinle, çığlıkların

şimdi uzun vadeli istenmiyor.


sonra

alkış tutuyor tüm insanlar.

siyaha bürünmüş,

ellerinde karanfiller.


sessizce yürüyorlar bana doğru,

bir anma projesi bu.

yaklaşıyorlar görüyorum,

bir ölümü kutluyorlar hissediyorum.


ellerindeki karanfilleri atıyorlar önüme,

sessizlik ve metanet hakim.

arkalarını dönüp başladıkları noktaya geri dönüyorlar.

döndüklerinde ise her birinin yüzünde keskin çizik,

hırçın bir sessizlik...

soğuk bir yara.

katlanamıyorlar,

lakin direnmeleri gerekiyor.

görevleri bu.

bunun rutin bir ölümden tek farkı,

göz göre göre olmasıymış,

sanki çok da olasıymış...



tüm bu ciddiyetle dönüp bakıyorum.

"meğer ben ölmüşüm"