İnsanların kendi düşüncelerini, hayata bakışlarını, davranışlarını belli eden işaretler üzerinden o insanlar hakkında yorum yaptığımda; ön yargılı olmamam gerektiği tepkileri gelir. Onlara bunun bir ön yargı değil, yargı olduğunu söylerim. Bu durumu bir yakın arkadaşım fark etti önce. Sonrasında daha bir rutin halini aldı.


Başkalarının olaylara bakışlarını, tutumlarını, tavırlarını gösteren şeylere yönelik değerlendirmelerimiz, basbayağı "olmuş olan" bir şeylere karşı değerlendirmelerdir. Dolayısıyla bir ön yargı değil, gayet de yargıdır. Bu yargıların haklı olup olmadığında, adaletle ne kadar örtüştüğündedir mesele.


Ön yargı denen tutumun da bugün sosyal psikoloji ve evrim bilimciler sayesinde hızlıca karar verip hayatta kalmak, tehlikelerden uzak durmak yönünde avantajlar elde edebilmek için geliştirdiğimiz bir özellik olduğunu biliyoruz. Elbette kültürel bir varlık olarak insanın bu tutumu vaktinde ve yerinde, mümkünse insanî ilişkilerde minimal derecede sergileyip yargılamaları olup bitenlere yahut gerçekliğini bildiğimiz niyetlere göre yapmasıdır evlâ olan.


Peki yargı dediğimiz neyle, nasıl yapılır tam olarak? Nedir, yine kendi vasıtasıyla adaleti getiren alamet-i farikası yargının? Düşünce ve inançlarımız, kişisel deneyimlerimiz, sosyal ve kültürel çevremiz, eğitimimiz gibi hususlar dışında ne var yargıyı etkileyerek onu doğru olana çekmesini umabileceğimiz?


Adaleti tesis etmek için kurduğumuz "hukuk" adlı sistem, yargılar üzerinden tecelli ediyor elbet. Yukarıdaki faktörlere ek bir majör parametre olarak iktidar ile ilişkisi belirleyici oluyor şüphesiz hemen her yerde. Yargının bağımsızlığı adına iktidardan etkilenmemesi için verilen uğraşlar, diğer kişisel/sosyal etkilere maruz kalmaması için verilen uğraşları geçebiliyor sıklıkla. Güçler ayrılığını özümseyebilmiş yapılar, devletler, bu anlamda da şüphesiz adaleti hissedebilen yapıtaşlarına daha konforlu, daha güvende oldukları duygusunu da işleyebiliyor.


Peki insan, kendi kişisel yargılamalarını nasıl yapacak? Kişisel ilişkilerinde ya da kendisinden büyük yapıları, kurumları vicdanında yargılarken nasıl karar alacak? Vicdan demişken, evet, iyi bir çıkış noktası olabilir şüphesiz. Yalnız vicdanımız bizi yanıltabilir mi? O da yargı için saydığımız özelliklerden, kişisel kimliğimizi oluşturan faktörlerden etkilenip şekillenmez mi? Bu şekillenmiş haliyle vicdanın verdirdiği kararları topyekûn bir "önyargıyla" baştan mı savmalıyız?


Vicdan dediğimiz şeyin, nihayetinde "karşılıklılık ilkesiyle" hareket ettiren bir içsel motivasyon olduğunu düşünürsek, ahlâkın da vicdan ile ilişkisini baz alarak, bir arada yaşamamızı sağlayan bir çeşit "kolektif içsel birikim" olduğunu varsayma taraftarıyım. Tabii bu kolektif birikimi görmezden gelmek de, bizi ahlaksızca işler yapan bir konuma getirmiş oluyor. Tamam, vicdanı ahlâk ile bağdaştırdık, diyelim. Bir arada kalabilelim diye bunlari yerleştirdik. Şimdi yargı aşamasında en doğru olan; kolektifliğimize uzun vadede zarar vermeyecek olan, yani toplu ölçekte düşünüldüğünde emsal teşkil etmesi gerektiğine inandığımız karar mıdır? En azından şimdilik, bana böyle görünüyor... Bu kararları alabilmek için de eğitim kalitemizi ve düşünme becerimizi artırmak gibi bir sorumluluğumuz var şüphesiz...