Aşılamayan çok şey var. 

Bir nehir akıyor, üzüntülerim ve mutluluklarım bir nehrin saydamlığına karışıyor. Öyle zannediyorum belki de. Geçilen çok duvar, yürünen epey yolum var. Bir zamanlar her kelimesi hafızamdayken şimdi silik bir yankısını anımsayabildiğim birtakım cümleler var. Bazen yanımdan geçen, selam bile vermeyen tanıdığım birkaç yüz ve en nihayetinde herkesin dışında tuttuğum birkaç insan. Geriye kalanlar ise bir adam etmeyecek kadar az kinim ve bir evren dolusu sessizlik. Nehir akmaya devam ediyor. Fakat aşamadığım çok şey var. Önce sessizlik. Her şeyi alıp götürüyor bu nehir. Her şeyi bir bir uzağıma sürüklüyor. En derini bile aşındırıcı bir etkisi var. Yalnızca seyretmek kalıyor bana. Şu en sevdiğim manzara, hani akşamüstü kızıllığı. Onu bile sahiplenip çalıyor benden. Sahi, ne zaman benim oldu bu eşsiz manzara? Fütursuzca onu benden çekip alan nehir olmadan da bu denli yüce miydi benim için? Unutuyorum. Her akşam seyrettiğim bir resim bile siliniyor benden. Kızıyorum fakat faydası yok. Belki de ölüyorum. Yanlış. Yaşıyorum. Yaşamak bu. Yaşamak, üzerine eklenen her anın bir öncekini kenara çekmesi. Zaman mı? Ah, zaman da az önce çekip gitti uzaklara. Silinenlerin arasında bir de zaman eklendi. Eksildikçe eksildim. Fakat en zoru sessizlik. Sessizlik bir türlü düşmüyor yakamdan. Nehir bir tek onu çekip sürükleyemiyor. 


Yaşamın kıyısındayım. Özlemlerim üzerime sinmiş. Yaşamın benden aldıklarını hesaplarken çekip gidiyor zaman. İsyan ediyorum. Her şeye rağmen, şu nehir akmalı mı? Daima bu eksiklik çoğalmalı mı? Sorular soruyor, hazin cevaplar veriyorum. Az sonra gerçeği kavrıyorum. Fakat tam o anda o da akışa kaptırıyor kendini. Gerçek ve hayal aynı çizgi üzerinde gezinmeye başlıyor. İkisi de birbirinin varlığını inkâr ediyor. 


Bu bir illet. Ağrı. Çok sonra fark edilen bir yavanlık. Yaşamak bu. Azalmak. Yıllar geçerken çoğaldığını düşünürken eksilmek. Esasında yanılgıların toplamından başka bir şey değil bu yaşamak. Bir gölgeden ibaret şu dünyayı süsleyen her şey. Bir gölgenin büyüsüne kapılmak asıl mesele. Şu dağlar, şu her akşam aklımı meşgul eden gün batımı, şu çiçeklerin en canlılıları... Hepsi renksiz, soluk bir gölgeden ibaret. Yalnızca bir gölge.


Hayat bir nehir. Durup beklemek mayasında yok. Aşamadığım onca engel, katlanmak mecburiyetinde kaldığım en acı hatıralar, çürümüş bedenini terk etmiş en asil ruhlar ve yaşamak sancısının sahiplendiği gövdem. Hayat bir nehir; taşlar, oyuklar, engeller yok sayılmaya mahkum. Bir akış. Akışın içinde büyüyen bir ruh. Hayat bir nehir, durup beklemekse en büyük intihar.