Yaklaşık sekiz-dokuz yaşlarımdayken sömestir tatillerinde memleketimize giderdik. Bir kuzenim vardı, Yılmaz abi, benden altı-yedi yaş büyüktü ve akrabalarımı sevmememe rağmen o benimle iyi anlaşırdı. Akşam yemeğinden sonra Yılmaz abiyle oyun sitesine girmeye çalışıyorduk. Çay karıştırma sesleri bir yandan, insanların ve televizyonun sesi bir yandan kulağımı tırmalarken internetin yavaşlığı yüzünden beklemekten sıkılıp, "Offf Yılmaz abi ne zaman açılacak bu oyun?" demiştim. Yılmaz abi de "Ohoo daha çok zamanımız var burada, bekliyoruz işte." demişti.


Ben bu yazıyı yazarken de sen aramızdan ayrılalı tam bir yıl on ay on dokuz gün oluyor. Evet doğru anladınız, ben 17 yaşındayım ve Yılmaz abi şu an aramızda değil.


Hayatın pembe olmadığını üçüncü sınıfta anlamaya başlamıştım. Kardeşimi kaybetmiştik, neler hissettiğimi çocuk aklımla aileme yansıtamamıştım. Ölümü, yok olmayı idrak edememiştim tabii ki ama ailenin geri kalanının da bir gün 'melek' olacağı fikri bir şekilde kafamın içine yerleşmişti. Yine anneannemin evindeydik ve bu olay yaşandıktan birkaç saat sonra yatak odasına gittim. Yatak odasında bir tane iki kişilik, bir tane de divan vardı. Divanları bilirsiniz, normalde annemlerle uyurken o gün gözümün kızarıklığı belli olmasın diye orada yatmıştım. Çok iyi hatırlıyorum, yanımda konuşulmamaya çalışılıyordu, sadece ara sıra birkaç hıçkırık sesleri geliyordu yatak odasından.

Sonrasında başka bir şehre taşındık ve hayat devam ediyordu sonuç olarak. Ablam üniversiteye hazırlanıyor, bense ortaokula gidiyordum. Taşındığımız şehir güneydoğuda yer alıyordu ve burada da ülkenin diğer karanlık yüzüyle tanıştım. Anlatamayacağım birçok politik, siyasi olay ve ardından müzik öğretmenimin arkadaşını kaybettik: Şenay Aybüke Yalçın.

Babam, "Hayat bir tiyatro gibidir. Biz de içindeki oyuncularız işte, biz rolümüzü yapmazsak yerimize başkası geçer, inişli çıkışlıdır hayat, direnmeye devam." demişti.

On dört yaşımda ilk defa hayattaki rolümü artık başka birinin üstlenmesini istediğimi hatırlıyorum. Sınav sistemi değişmiş ve bu sefer de geleceğim ellerimden kaymış gibi hissediyordum. İlk kaybım değildi ama son da olmayacaktı. Kulağa şımarıkça gelebilir ama bu hayatın çıkışlarını çok net bir şekilde ne zaman yaşadığımı hatırlayamıyorum.

Bu zamana kadar her zaman çok sevdim, çok sevildim ve en sonunda hepsini olmasa da birçoğunu kaybettim. Daha kaç inci dökülecek yakamdan? Kaça bölüneceğimi, neye dönüşeceğimi zaman gösterir. Tek bildiğim geç olmadan ailenize, "o" denildiğinde aklınıza kim geliyorsa, şafak vaktinde kim yanınızda oluyorsa geç olmadan sarılın onlara.

Ölü Ozanlar Derneği'nde geçen replikteki gibi "Vakit varken tomurcukları topla, zaman hala uçup gidiyor. Ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir."