Göğün göğsünde sonsuz renk sarmaşığı

Dünya umarsızca çekiştirirken zamanı

Kim söndürdü gözlerindeki billur ışığı?

Ufukta, gömülü bir ruhun sisli anıları...

 

Savruk hayallerde kaybolmuş bir çocuk

Hafızası kilitsiz, koğuşları boş ve soğuk

Kelepir dairede arıyor, kaybettiği geçmişi

Zamana karşı oyunda, bu kaçıncı yenilgi?

 

Dört duvar arası özlemle kavrulmuş yaz

Ardından kar yağar dimağına, kirli beyaz

Sayıları dökülür sararmış yaprakların

Zaman, ezilir altında pervasız ayakların

 

Karanlık odada raks ediyor hatıralar;

Kirli bir berjer, saat ve yalnızlık kokusu

Yıllanmış kilimde, çift başlı kartal dokusu

Üstüne yürüyor sanki metruk duvarlar...

 

Sonu görünmeyen bir arayışta kıvranan

Biçare ruhunun dikiş tutmaz yaraları

Yüreğinde büyüttüğü yas, yalnızlığın yası

Ve mevsimsiz hasretin çürük papatyası

 

Gözleri altındaki hüzün çukurları ıslak

Özgür bildiği ruhu aslında maziye tutsak

Yorgun kalbi, pikapta çalan kırık plak

Misali hüzzam makamında ağır aksak...

 

Her şey siyah beyaz ve gri şimdiye dair

Zamanın kıskacında sıkışmış zavallı şair

Kimlik sancısıyla kıvranmakta iken anbean

Terk etti düşünü, dudağında eskittiği şehir...


Göğün göğsünde sonsuz renk sarmaşığı

Dünya umarsızca çekiştirirken zamanı

Bir hüzzam faslı daha gömülürken ufka

Uykuya daldı usulca,

                   -berjerden taşan antik beden...