Gecenin bir yarısı ya da sabahın ilk saatleri denebilecek, iki arada bir derede kalmış, arafta kalmışlığın sembolü gibi bir zaman diliminden yazıyorum.

-Geceyi seçip karanlığa mı gömsem duygularımı, sabahın ilk ışıklarını mı katsam duygularıma?

Ya da tüm bu hisleri basite alıp klozetin üstünde ağlamak altı üstü mü diyeyim kendime? Sivrisineklerden uyuyamama durumuma metaforik yaklaşıp sivrisineğe ad mı versem mesela; yani birileri, bir şeyler beni uyutmuyorsa sivrisinekleşsinler mi kafamda?

Zaman dilimine haddinden fazla paralelim.