1


Ağustosun tam ortası, güneşin en tepesi

Toprağın ölüm soğu, çukurun tam dibi.

Ellerim ve meraklı çocuklar şahit Allah'ın dizinin dibi.

Toprağın altına sakladık ruhu tükendi diye kadını, anayı.


Öksüz kalan babamın utandığını gördüm

Süssüz yalın ağıtları duyarken annemin merdiven soğuğunda

Duvarlar dilini yuttu, kuşlar görmezden geldi bu diyarı

Aynalara hiç bakılmadı o gün

Göze alınmadı portresi acının.


Öksüz kalan babamın utandığını gördüm

Ben bile böyle utanmadım mandalin kokan sınıflarda

Gömleğinde sigara kokan öğretmenlerden.

Ben bile böyle utanmadım izmarit toplarken sokakların gövdesinden

Gece suratlı çocukları toplayan polisin rozetinden.


Ben yine köhne utancımı haykırarak sustururdum koridorlarda

Kalsaydı ayaklarım otuz beş, değseydi saçlarım yine parmak aralarına

Augustus'un aldığı yaşlı kadının.


Saçları kınalı bakıyordu, gözleri hiç deniz duymamış

Bütün ömrü ve o son hali.

Bulaştı üzerime karanlık kuyudan insanın laneti

Dolaştı ezerek ayaklarıyla aydınlığın başkaldırısını

Bütün ömrümü ve o ilk halimi.


Alıştı bedenime ölüm

Yapıştı zihnime sonsuzluğun kumaşı.

Damarlarımda volta atarken bu paslı demir

Artık özlüyorken kıyameti

Delikanlı yüzüme yabancıya betimlenecek çizgiler bulaştı topraktan

Utandı ölüm, utandı yaradan.