''Îro minê dîbû mala Xezala min barkir çû zozana oy cefayê Şewtê kulê dilêm pir bûn... Ezê van kulê dilê'm heya îdare bûye ji te re bibim Cem aşiq û cem xozana, oy cefayê..."


1989 soğuk bir kış gecesi, Agit'in bozuk radyosundan sigarasıyla beraber yüreğinin ritmine eşlik eden, çağının aynası olmayı başaran Stranbej Mıhemed Arıf Cizrawi "Xezal" parçası, Agit'in karşısında oturduğu sobanın yanan kızıl ateşinde Hazal'ın silüetini görmeye yetiyordu. Doğunun bohemleşen toplumuyla Agit'in savaşını kazanması neredeyse imkansızdı. Töreler ve tümörleşmiş düşünceler bu toplumun gelişememesinde en büyük etkendi.


Agit, ismi gibi mert bir delikanlı, babası bir yıl evvel hastalıktan öldükten sonra iki kardeşi ve annesiyle birlikte, köyün sert ve serseri hayatına ayak uydurmaya çalışıyor. Bir yandan Beşir Ağa'nın tarlasında hamallık ve günlük işlerde çalışıp ailesini geçindirmeye çalışıyor, bir yandan da hayallerini süsleyen kadına kavuşma derdinde. Hazal'ın babasının başlık parası istemesi bu ilişkiyi en verimsiz kılan asıl sebeptir, bir kaçırmak gelir aklına o da töredir gördükleri yerde ikisini de öldürürler.


-Agit, oğlum sobada yakacak bir şey kalmamış...

Annesi sözünü bitirmeden Agit dalgınlığından hemen uyanır.

-Tamam ana, Bekir'i de alıp giderim, hem belki bir şeyler de avlarız akşama çocuklara pişirirsin, tüfeğimi de getirsene ana, samanlıkta olacaktı.


Agit kürkünü giyip, potinini sıkıca bağlayıp evden çıkar.

-Agit oğlum, dikkatli ol.

Annesi arkasından seslenir. Agit, Bekir'in evine doğru yola koyulur.


-Hatice teyze, Bekir evde mi?

-Evet Agit, hayırdır?

-Yakacak bir şeyler toplayacaktık, çağırabilir misin?

-Tamam Agit, çağırıyorum.


Bekir, Agit'in çocukluktan arkadaşı, sırdaşı, yoldaşıdır. Bekir'in Hazal'la komşu olması, Agit'in Hazal'dan haber alması için güzel bir durumdur.


Agit ile Bekir, Agit'in pek sevdiği rahvan atına atlayarak yola koyulurlar, hem toplayabildikleri kadar çalı toplar hem de buldukları avları avlarlar, ikisi de yaman silah kullanır. Tabii Agit bununla kalmayarak her zamanki gibi hayallerini anlatmaktan geri kalmaz.

-Ulan Bekir düşünsene bir küp altın buluyoruz, hem bu sefalet son bulur hem de Hazal'a kavuşurum.

-Ya Agit bi' git, kim kaybetmiş biz bulalım altını.

-Lan bizimki de hayal işte ne bozuyorsun?

-Haydi haydi, çok konuştun, hava karardı dönelim, uzaklaştık epeyce.


Agit ile Bekir bereketli geçen günün ardından evin yolunu tutarlar. Fatma Ana Agit'in vurduğu hayvanları çocuklarına hemencecik pişirip sofrayı kurar. Afiyetle yedikten sonra, Agit sobasını tazelendirip başına oturur. Öyle Agit'e köylü falan da demeyin ha! Pek sever okumayı. Evde bulunan tek kitap olan ve sürekli tekrar tekrar okunan Ahmed Arif'in şiir kitabını Agit, kardeşinden ister.


-Ali, kitabım salonda olacaktı, getirsene.


Ali, kitabı abisine verip yanına oturur. Agit, yorgun sesi ve bereketli, çatlamış toprağının şivesiyle seçtiği bir şiir okumaya başlar.

"Sana vurgun sana dost, beride kabilin murdar baltası ve kan değirmenleri kader kahpesi. Beride borazancılar o puşt ölümün, hazır zilzurna keyfinden, hazır ırzını vermeğe yiğitler vuruldukça..."


Agit, kitabı üstünde, sobanın huzur veren sıcaklığında, binbir hayal içinde uykuya dalar. Kasabaya gidip evin ihtiyaçlarını gidermek için sabah annesinin sesiyle uyanır. Agit hazırlanıp Bekir'i almaya gider ama Hatice teyze Bekir'in gelmek istemediğini söyler.


''Hayırdır inşallah, nesi var bu Bekir'in." diye söylenir Agit kendi kendine. İş başa düştü, kendisi tek başına gider. Kasabada işlerini bitirip hemen döner Agit, aklı hâlâ Bekir'de. Bu, iki ayı aşkın böyle devam eder, Bekir'in yüzünü bile göremez olur, aralarında bir şeyde geçmemiştir, hayret.


-Abi kapı çalıyor.

Agit kapıyı açar;

-Hayırdır Süleyman, bu saatte ne oldu?

-Abi, Hazal, Hazal'ı birisine vermişler.

-Ne diyorsun oğlum sen, ne dediğini kulağın duyar mı? Kime vermişler, tanıyor muyum?

-Abi Bekir'e vermişler.

Agit, tokadı indirir Süleyman'ın yüzüne. Bekir'in, kardeşi dediği insanın böyle bir şey yapmasına ihtimal dahi vermez.

-Doğru konuş Süleyman, öldürürüm seni.

-Abi vallahi Bekir'e vermişler, babası zorla yani vermiş... dayısı yollamış parayı... İzmir'deki dayısı.


Meğer Bekir'in Agit'le görüşmemesinin asıl sebebi buymuş. Bekir Hazal'a değil de Agit'in anlattığı aşka, hayallere aşık olmuş. Agit bu acıya dayanamayıp kafasına sıkar, geride annesinin yürek yakan ağıtları ve kardeşlerinin öksüzlüğü kalmıştır.


Agit'i Hazal'a kavuşamamak mı öldürdü? Yoksa Bekir'in ihaneti mi?