Kapı tıklandı. Sertçe. Daha öncelerde kapımın böyle bir muameleye maruz kaldığı olmamıştı. Şaşırdık. Karşılıklı. Kapı da, ben de…


Kötü alışkanlıklarımdan biriydi kapı gözünden bakmamak; alışkanlık işte, bakmadım. Sonra karşımda polisi görünce şaşırdım, baksaydım daha önceden şaşırırdım. devletin beni unuttuğuna emindim.


Suna Hanım geldi aklıma, niye bilmem. Bu apartmanda devletin unuttuğunu düşündüğüm diğer kişi oydu da ondan. Geri kalanlar devletten hep alacaklıydı, devlet unutmaya kalksa onlar unutturmazdı.


Suna Hanım demiştim ama hanım dediğime bakmayın, yeni çağın getirisi. Yoksa benle aynı yaşta sayılırdı. Öğrenciydi. Sessiz sakin, görünmez biriydi. Alt katımdaki dairede oturuyordu. En fazla on kez görmüşümdür yüzünü, bir kez selam vermiş, birçok kez de görmezden gelmişimdir. Buna rağmen yüzü çok net hafızamda. Her gün aynada kendime değil de ona bakıyormuşum gibi net.


Sıradan bir yüzü var Suna’nın, tek tipleşen orta gelirli ailelerin gen havuzunda sıkça rastlayabileceğiniz bir tip. Ne okuduğu okulu bilirim ne bölümünü, hiç aç kalmış mıdır onu da bilmem. Sessiz sakin, uslu bir tip, bu bana yeter. Bu hepimize yeter. Ha bir de aidatı ödesin, ne yapalım öğrenciyse?

Karşımda polis var, aklımda Suna.


Çalışkan bir tip Suna, yine de öğretmenlerinin gözdesi değil. Çirkin değil Suna, güzel de değil, ortalama bir tip. Çok çabalamış ama işte hayat ona ortası ile yetinmeyi öğretmiş. Orta gelirli bir ailenin ortanca çocuğu. Her şeyin o kadar ortası ki belli bile olmuyor hayatta. Sokakta yürüyüp yürümediği bile belli olmuyor. Ne hızlı ne yavaş yürüyor. Suna o kadar çok ortalama ki bir de üstüne Orta Doğu’nun da ortasında yaşıyor. Ne batı ne doğu olabilmiş bir medeniyetin tam ortasında. Orta Doğu’nun getirisi belki Suna'daki bu orta kompleksi. Belki bu yüzden hep gelişmekte olan bir ülkenin hep gelişmekte olacak bir bireyi Suna. Refaha erer mi, sanmam. Ermesinde ne gerek var, şükretmesini mi bilmiyormuş? Suna inancını da ortalama yaşar. Kimliğinde yazıyormuş, bu yetmez mi? Bir de işte adı sanı çıkmasın. Ha ama iyi kız Suna, apartmana hiç öyle tekin olmayan tipleri sokmadı. Aslında Suna bu apartmana kimseyi sokmadı, kendisini bile.


Suna her şeyin ortası.


Suna’nın içinde kocaman bir oyuk var. Uzaktan bakınca bile görülüyor ama Suna şanslı kız, kimse ona bakmıyor. Bazen gözlerinin uçları değiyordur belki ama bakmadıkları kesin. Baksalar bu kıza yüklemezlerdi bunca yükü, orta olma yükünü. Yüklediler, ne yapalım tek zor hayat onun mu? Çekmesini bilecek.


Suna’nın ailesi de bir garip. Onlar da becerememiş orta olmayı. İnsan işte, ya o ya bu olmak istiyor, becerememişler bize ne?


Karşımda polis var, aklımda Suna.


“Alt komşunuz. Suna…”

 

Elimde ahşap bir kutuyla oturuyorum kanepeye. Alt komşum Suna… İyi kızdı demek geçiyor içimden. Utanıyorum. Nereden bileyim ben iyi mi kızdı, kötü mü kızdı. Adettendir, denir. İyi kızdı.


Kutuyu masama bırakıyorum. Bakışıyoruz öyle. O da iyi bilir miydi sahibini acaba?

Kendisi hiç burada bulunmamış birinin eşyasının burada bulunması çok garip. Birkaç saat önce intihar etmiş alt komşum Suna’nın eşyası.


Ne yapsam diye düşünüyorum. Açsam mı? Ee, bana bırakmışsa açmamı da istiyordur herhalde. İçimden gelmiyor. Kestiremiyorum içinde ne olduğunu. Belirsiz şeyler canımı sıkar, bu çirkin kutu da canımı sıkıyor. Öylece bırakıyorum masanın üstüne.


Bir gün, iki gün, üç, dört, beş… Alt komşum Suna’nın kutusu duruyor durduğu yerde. Hiç dokunmuyorum. Sahibi gibi o da sessiz sakin, aklımı kurcalamıyor içindekiyle. Onu da görmezden geliyorum. Bir kez ya selam vermiş ya vermemişimdir.


Altı, yedi, sekiz… Cenaze işlemleri ne oldu acaba? Ev sahibi de bir şey demedi.

Dokuz, on, on bir… Kutu çok gözüme batıyor. Ev sahibi de söyleniyor. Son ayın kirasını vermemiş alt komşum Suna. Ne yapalım ölmüşse?


On iki… Kutuyla şöyle bir merhabalaşıyoruz. Canımı sıkmaya devam ediyor. Sinir oluyorum. Alıyorum kucağıma şöyle bir bakıyorum.


On üç… Açıyorum kapağını iki tane zarf var. Başka bir şey yok. Birinden mektup çıkıyor. Acaba bunları yazdığı kişiye mi göndermemi istedi?


Aklıma daha mantıklı bir açıklama gelmiyor. Adres arıyorum, isim arıyorum, herhangi bir şey… Yok. Daha çok canım sıkılıyor.


Sinir oluyorum. Ne diye bende bu kutu? Bana yazılmış olamaz. Bana diyecek kaç kelimesi olabilir ki?


Açtığım ilk zarfı okumaya başlıyorum. Bana yönlendirilmemiş kelimeleri duymaya hakkım yokmuş gibi hissediyorum, öbür yandan da bana hitap edilmedikleri için kızgınım. İkilem içindeyim ama okuyorum.


”Sevgili Simirna,

Nasılsın? Umarım iyisindir. Kendim haricinde herkese bol bol iyi dileğim var. Bunlardan birini kendim için kullanmam boşa harcamam demek.

Gün geçtikçe kendimden çok, bir kara delik olduğumu düşünmeye başladım. Başlangıçta küçücük bir noktadan ibaret olan o kara delik yavaş yavaş benimle ve benliğimle ilgili ne varsa yutmuş da geriye bir kabuk gibi dışım kalmış. Bu duyguyla baş etmeye çalıştım. Kocaman bir boşluk taşıyarak mutlu olmaya çalıştım. Bu arada bir boşluk nasıl ağır olabilir?


Ama unuttuğum şuydu: Mutluluğa inanmadan onu elde edemeyeceğim. Ama ben o koca boşluk dışında maalesef insanım ve insanlar sürekli hata yapar. Benim hiç doğrum olmadı.


Hissettiklerin ne kadar çoksa o kadar çok anlatamazsın derler. Hissizleşince de aynısı oluyormuş.


Bir ara ölümü ikinci bir seçenek olarak görüyordum, kurtuluş… Bunu aştım. Ölüm bir seçenek ama bir kurtarıcı değil. Ölüm sadece var. Yaşam da öyle. Birçok şey gibi bizim farkımızda bile değiller. Bu yüzden birazdan ölümü seçecek olmam kendimi kurtarmak için değil. Neden olduğunu bile tam olarak bilmiyorum. Belki de şu an yaşayanlar için durumumu netleştirmek istiyorum.


Sanırım aşmamız gereken bir sınır var. O sınırdan sonra yaşamış mısın, ölmüş müsün fark etmiyor. İkisi de olması gereken uzaklıkta, tam aralarında sen. Bir adım geriye atsan ölüm, bir adım ileri atabilsen yaşam.


Yaşam, ölüm kadar net olmadığından belki de ölümü seçecek olmam.

Teşekkürler Simirna. Diğer hikayelerden farklı bir son sunamayacağımı bildiğin bu hikayeyi okuduğun için.


Kim olduğunu bilmiyorum. Simirna olduğun için teşekkürler. Benim hikayem bu kadardı. ”


Diğer zarfı açtım. Kısa bir yazı vardı.


”Son kiram.”


ve bir miktar para.