tabii siz bunları hiç bilmiyordunuz efendim,
size hiç lirik bir şiir okunmamış gibi bakıyordunuz göğe
yıldızların ölümüne şahit olamadınız
tabii siz başka bir hayat düşlüyordunuz
beyazların daha beyaz, siyahların daha siyah göründüğü bir hayatta
şarapla besliyordunuz aç ruhunuzu
elleriniz başkalarının ellerine değdiğinde
ben Abel'i düşünüyordum oysa
aşkın ve kıskançlığın ilk kurbanı
ilk cinayet ve insanlık suçunu
ölüme kavuşmadan evvel onu gözündeki son feri,
o son bakışı düşünüyordum mesela
efendim, siz beni suçlarken olmadık iftiralarla
ben geceleri bir kuş gibi tünüyor ve yontuyordum zihnimi
cennetten kovulma sebebimiz olan meyveyi
o meyvenin adını,
o meyvenin yüreğini düşünüyordum
ve anlamaya çalışıyordum
yasak meyvenin yenilmesini Tanrının mı murat ettiğini
Adem aleyhisselamın 70 yıl utançtan göğe çeviremediği başını
70 senenin her bir yılını ayrı,
her bir gününü ve gecesini ayrı düşünüyordum.
bir deve iskeletini de ben taşıyordum ardımda

efendim siz çekildiğinizde bizim dünyamızdan
kurak günler dayandı kapıya
tüm halkım yüreğini kemiriyordu korkudan
halkımdan kaç insanı sokaklarda baygın halde buldum
halkımdan kaç insan donuk yüzüyle seyretti olanları.
kışın geldiğini,
bunun bir sona delalet ettiğini,
artık şiirlerin tükendiğini biliyordu herkes.
yıllardır bulunduğu dağı terk etmeyen şairler
terk ettiler oldukları tepeyi.
oysa onlara demiştim ki
kış geldiğini görseniz bile , ölmek pahasına bile olsa
terk etmeyeceksiniz yerlerinizi.
sizler buranın ilk yerlilerisiniz.
sizler ayın ve güneşin batışına şahit olan ilk kavmim
gördükleriniz tüm halkımın gördüklerinden fazladır
sizler gömleğin arkadan yırtılışına da şahitsiniz
sizler Hübel yerle bir olurken de buradaydınız,
siz cahiliyenin en azılılarını bile ağırladınız şiirlerinizle.''
onlar ise çoktan bozmuşlardı sözlerini
bu tepe ilk kez ölüm sessizliğine gömülmüştü.
oraya halkımdan yeni insanlar göç etti,
sessiz insanlar korosunu kurdular böylece
kış uykusuna yatarken tüm halkım
onlar sessiz bir ezgiye durdular
bir örtü gibi örtüldü sessizlik tüm kıtalarımın üstüne.
siz gittiğinizde efendim,
biz bu ülkede kelimeleri yasakladık
aşktan, ölümden ya da sizden bahseden herkesin boynunu vurduk
siz bizi hiç anlamadınız efendim.
tüm lirik şiirler size söylenmişti.
siz hiç duymadınız
gözleriniz göğe çevrilse bile
yıldızlar size çok küçük görünüyordu.
siz yıldızları ufak sandınız efendim
aslında sizin çok uzak olduğunuzu,
yıldızlar ve sizin aranızda
tahmin ettiğinizden çok daha fazla mesafe olduğunu
yıllar olduğunu, artık geçtiğini
düşünmediniz.

hiç düşünmediniz