Soğuk; akan kana, yanan şömineye inat etrafı sarıp sarmalıyor, odanın içinde görünmez rüzgarlar yaratarak genç kızın ürpermesine, git gide daha da titremesine sebep oluyordu.


Durdu. 

Zamanın, onun içinde gittikçe şiddetlenerek ilerleyen o kavramı artık yoktu.

Zamanda, onu terk eden düşünce dallarına kendini asmış, ayak altındaki son umut parçasını da devirip onu düşüncelerinde can vererek terk etmişti.


Ürperti çoğaldı, soğuk gittikçe şiddetini arttırdı. Yanan şömine, etrafa yayılan soğuğun şiddetiyle savrulan alevlerinin sarsıntısını önleyemedi. 

Alev söndü. 

Zaman yok oldu.


Soğuk, küle çevirdiği alevlerden istediğini almışçasına ev sahipliği yaptı gri dumanlara. Geriyeyse karanlık hükmeder oldu.

Genç kızın gözleri git gide ağırlaşıyordu. İki kaşı da yer çekimine meydan okurcasına havada asılı kalırken elindeki uğursuz sıvıya baktı.

Sıvı, parmaklarından yere düşerek can veriyor, verdiği canın ruhunu yaşatmak, var etmek istercesine kaplıyordu her yeri.


Genç kız, artık sonra yaklaştığını biliyordu. Artık ne geçmiş, ne gelecek ne de şimdi vardı.

Şu an onu terk etti, zaman geçmişinin hiç durmadan dönen o tekdüze oyununda kendinin bile hatırlamayacağı kadar derinlerine hapsetti onu ve gelecek, hiç gelmedi.