Nasyonal sosyalistin anlamını 12 yaşında öğrendim efendiler. O zamanlar hasta anneciğimle ancak ve ancak ikimizin yatay durabildiği derme çatma barınağımızın hemen karşısındaki Yahudi Konağı’nın içindeki bir güzele meyil vermiş bulundum. Konak dediysek hemen gözbebekleriniz büyümesin efendiler, üç Yahudi ailenin her birine bir kat ayrılmış üç katlı bir gecekondudan söz ediyoruz. O çapraz yapıya ‘Yahudi Konağı’ ismini en iyi arkadaşım -tek arkadaşım- Hayri layık görmüştür. Bedenlerimizin yaşları arasında çeyrek asır fark bulunmasına rağmen akıllarımızınki arasında büyütülecek bir fark yoktu. Hayri İhtiyari, mahalle dediğimiz duvarın kendi içinde oluşturduğu ince çatlaklardan biridir. Annesinden dinini, babasından Tanrı’sını aldığını söylerdi. İstismar dinine mensup olup Alkol Tanrısına tapardı. Bu dinin en sadık dindarıydı. Yahudi lafını duyunca kulakları Alman kurdu misali dikilir, gözleri ısıracak dolgun kalça arardı. “Yahudilerin kalçaları dolgun olur” derdi Hayri İhtiyari, sonra da iliştirirdi “... cepleri gibi”. Hayri İhtiyari’ye Yahudilere karşı sönmek bilmez öfkesinin sebebini sorduğumda, “Bizim semtimizde bizden iyi yaşayan bizden değildir!” demişti. Bir keresinde perdeleri açık yakalamış konağı, söylediğine göre koltuk takımları varmış hepsi aynı desende. Akabinde yanıma koşup durumu çıtlattıktan sonra “Ulan ben oturmak için bulunduğum şeyden yatmak için bulunacağım şeye kıçımı kaldırmadan gidiyorum, milletin iki üçlü koltuğu, yetmezmiş gibi iki de tekli koltuğu var. Berjeri var, berjeri!” diye yakındı. “Yatağa nasıl gidiyorsun Hayri? Orayı anlamadım” diye sorduğumda, “çekyatta yatıyorum ben,” demişti. Bir şişe alkolü, rahat bir yatağa tercih edecek bir adamın bu tarz bir şikâyette bulunmasına anlam yükleyemedim. Belki de tek hayali bir koltuk takımıydı. Hal böyle olunca altın saçlı, pırlanta gözlü güzeli dillendiremedim Hayri’ye. Ah, dünyanın en kıyak definesi...

İlerleyen günlerde aynı eğitim-öğretim çukuruna gitmemizin de etkisiyle iyicene yakınlaştım hazineme. Teneffüslerde buluşuyor, altın saçlarını koklamaya mazeret arıyordum. Yahudi nedir, hangi renktir, neyden yapılır bilmiyordum ama o gördüğüm en güzel kokan Yahudi’ydi. Onlara Yahudi diyor, itip kakıyor, tükürüklerini yetiştirecek menzil arıyorlardı. Fakat onlar aldırış etmemeye çalışıyor, çıkıp gitme fikrine kapılmıyorlardı. Ah be güzelim ve ailesi, değer mi bir koltuk takımı için bu eziyeti göğüslemeye!

Beni ilk kez öptüğü günü unutamıyorum efendiler. Son derse girmemiş okulun arka çöplüğünde kaldırımda bulunmayan iki kaldırım taşına oturmuştuk. Burnumu altın saçlarına sokup derince bir nefes alıp verdikten sonra bir iç çekip “bütün Yahudiler böyle güzel mi kokuyor?” diye sormuştum. Bembeyaz yanakları nar gibi kızarmış, gülümseyerek yanağıma ıslak bir öpücük kondurmuştu. O an Yahudi olup taşlanmaya hazırdım. Sonrasında o ıslaklığı kurutan sert bir tokat yapıştırıp “Irkçı orospu çocuğu!” diye kükredi. Altın saçlı Yahudi güzeli bir anda altın yeleli acımasız bir aslana dönüşmüştü. Ama ırkçı da ne demekti? Henüz Yahudi’nin ve Hayri’nin kullandığı çoğu terimin anlamını bilmiyorken çözmem gereken bir soru işareti daha mı peydahlandı beynimde? Yine de ona kızamıyor, verdiği oldukça sert tepkiyi kendi içimde bir iltifata çevirmeye çalışıyordum. Belki de önce öpüp sonra vurmak bir Yahudi geleneğiydi ve ben, bu aileye girmek istiyorsam gelenek ve göreneklere uygun hareket etmeliydim. Bu konuda öyle ısrarcıydım ki yarı yatalak anneciğime yapılan hakareti bile görmezden gelmiştim. “Teşekkür ederim,” diye yanıtladım, karşılaştığım ikilemi.

Bulunduğumuz konumda gözlerim görmek isteyeceği son kişiyi gördü, Hayri İhtiyari! İki metre önümüzde acımasız gözlerini bize dikmiş dazlak kafasında elini gezdiriyordu. Ayağa fırlayıp durumu anlatmaya koyuldum ama beni dinlemeye tenezzül bile etmeyip sertçe itince yere kapaklandım. Ağzımın içine giren tozları yutarken gözlerimi açtığımda Hayri’nin Yahudi güzelin bileğindeki altın künyeyi çekip aldığını gördüm. Bunun üzerine Yahudi güzel, altın künyesini geri almaya çalışırken Hayri’nin aşağılık sağ elini yüzünde hissetmesi ile kendini yerde buldu. Birkaç saniye duraksayıp yerdeki güzele bakan Hayri, ardından arkasına bile bakmadan kaçmaya başladı.

Kendimi toparlamayı başarıp ayağa kalktığımda hazinemi gördüm. Yerde hiç hareket etmeden öylece yatıyordu. Fakat altın saçları yavaş yavaş kızıla dönüyordu. Kafasını daha iki dakika önce oturduğumuz kaldırım taşlarına vurmuştu. Ne yapacağımı bilemedim. Daha birkaç saniye öncesine kadar, çatılan kaşlara, tükürüklü bir hakarete ve yanağımda hissettiğim kuvvetli bir titreşime rağmen dünyanın en mutlu Beykoz sakiniydim.

Kulaklarımda Hayri İhtiyari’nin sık sık kullandığı bir cümle yankılanıyordu. “Onlar Yahudi ise ben de nasyonal sosyalistim.” Ne demek istediğini sorduysam da anladığım bir cevap alamamıştım. Şimdi anlıyorum ki efendiler, nasyonal sosyalist en doyumsuz hırsız demekmiş. Altın da çalarmış, hayat da... Hatta işin ehli olanlar hayal bile çalıyormuş.