Attığım her adımda yaklaşırdı kalabalık

Birikirdi zihnimde tüm ağrılar

Çevirirdim yüzümü

Sert bir rüzgârdan geçerdi, iyi ve kötü

Bir gölge, iki ses


— Bağışlanmak isterdi


Bunu tanrı dedi


 

Şimdi bu

Pusuda duran her karanlığa

Mecbur bir iltica

Henüz varken

Gecenin sabaha intikalinde

Birkaç ölüm biriktirdim

Hepsinin adı tecessüste

Bir gölge, iki ses


— Adım zihinde jaluzi


Bunu tanrı dedi   



Ben ki varlığın nefretinde yokluğa sarıldım

Sandım

Bu en akıllı yanılgım.

Bak menfur bir kadının ağzından;

Ne vardı da bu yaşıma kadar yaşadım

Bir gölge, iki ses


— Hissem mezar taşı kadar


Bunu tanrı dedi



Anımsa, o gün içinde

Kaftan örme elini çek, etten kemikten

Duy hepsi içinde, kaçma içine ek

Kemirse de soğurduğu kadar

Fikir bildikleri anksiyete zihniyet

Dahil oyunlara

Bir gölge, iki ses


— Olmayacak adil


Bunu tanrı dedi



Boz anlamı, bu bitmeyecek yıkım

Kendini tanımak çetrefilli sır

Görmezlikten gelme, bu yabancı bulunduğun fasıl

Hem hangimiz demez

Kaybolmak kendini bulmuş varlığın imtiyazı 

Tohumlar, dönüşü olmayan atıf  

Sağ kurtulan mı? Kişiliğin.

Bir gölge, iki ses


— Yakanı bırakmayacak


Bunu tanrı dedi



Bir izin aldım “ben”den

İyilik elimin kiri

Dokunmaksa öfke baz bir adam başına

Şefkat, utanç

Bir asır yok elimde

İz bırakmadan kaç evin bellediğinden 

Bir gölge, iki ses


— Bu mudur adını içtiğin aşk?


Bunu tanrı dedi



Hangi mesken bu?

Kafanın içindeki odalardan

Def et dünü, saydığın basamaklarsa kimliğin

Durumlar içindesin

Çıkma şüpheyse gerçek tam da orada

Bir gölge, iki ses


— Kendi yarattığından kurtulmak zorlaşır


Bunu tanrı dedi



Alelade bir geçiştirme gün, ömrü 

Bulunduğun hat

Kabullenişinse biat et  

Beklemek yıllardır kendine öğüt

Unut o günü usul usul

Bir gölge, iki ses


— Bu sonu olmayan alegori


Bunu tanrı dedi



Sen vadettin

Umut da ne?

Muhatap olduğun taraf sükût ise

Ağızdan çıkmamış bir söz diskte

Bir gölge, iki ses


— Bu bir kıdem alttan sesleniş

Duyulmayacak sesin


Bunu tanrı dedi