İçimde garip bir yeniye heyecan

ve yine de bir burukluk.

bugün, ömrümün en güzel günü...

gözümde bir arpacık çıktı ilk defa,

karnımda on hançer darbesi,

kalbim kırıntılar bütünü,

yine de acıktım dahası için.

Sayısız açık pencereden el sallıyorum şimdi,

şimdi ve yarın da.

Hem bir selam hem bir veda...

Bazılarının içi hep bir buruk hep bir veda,

kapısında sessizlik

sırtında uyurken bile bir çanta.

Nerede sorusu mühim değil

ama boynu hep tutuk rahatsız yastıklardan.

Hem hep evinde, hem hiç olmadı...

Bugün gibi, dün gibi ve yarın olacaklar gibi...

Bir gözü hep açık kaldı

ve böyle öğrendi hayal kurmayı.

Sımsıkı yummaya ihtiyaç duymadığı gözleri,

hep açıkken gördü başkayı.

Hem hayali hem “gerçekleri”...

Sonra birden gerçeği karıştı,

Şüphe kaynadı kan dolu kazanında ve hiç pişmedi.

Dün de bugün de ve muhtemelen 28 yıl sonra da.

Ve böyle öğrendim burukluğu,

bir deprem sonrası lunapark macerasında.

Bazılarının içi hep buruk olurmuş,

hiç pişmezmiş yemekleri

bir meftunun ömrü böyle geçermiş,

insan bilir de bazen konduramazmış...

En güzel günler böyleleriymiş meğer!


-Kialçok