Bayım, beni bu güzel fakat bir o kadar da katlanılmaz yoğunlukta olan düzen ve tertiple yapılmış sarp kuyudan kurtardığınız için size sonsuz minnettarım. İnsanları sevmiyorum değil, çıkarlarımız üzerine kurulu olan bu dünyada birer hayal kırıklığıyız.


Tüm flimler ve tüm kitaplar gibi mutsuz sonlarla ve tecrübelerle bitiyorsa hatalar üzerine inşa edilen birer bina değil mi hayatlarımız? İzlediğimiz yollar başkaları tarafından seçeneklere bölünmüş olduğu için değil midir ezberlenmiş düşüşlerimiz?

Bu düzeni kuran da bizler değil miyiz, bu var olan koskaca dünya içerisinde bir şehire tıkılı kalan, bu düzenin bir parçası hâline gelen ve bunun normal olduğunu savunan bizler. Ve buna rağmen hâlimizden memnun gibi davranan?


Sayın yazarım, biz sadece kapısı açık kapana kapalı fareleriz, bizler bize sunulan yolları seçiyoruz. Biz labirentin içinde ayağını uzatsa çıkıcak fakat o ayağı uzatmaya cesareti olmayan, açık kapıyı bile aramayan birer algı yoksunuyuz

ruhumuzu doyurmayı sığdıramadığımız bu zaman çizelgesi de yaşadığımız stabil hayat, kaç defa bunun dışına çıkabildik uykumuzun en güzel yerinde, bunu ne kadar yok sayabildik, tembelliğimizi hep hayatın yoğunluğuna yüklediğimiz gibi özlemi, öfkeyi, kızgınlığı da yaşadığımız olayın büyüklüğüne yükledik. Bu öfkenin büyüklüğünü ruhumuzun açlığında sorgulamadık hiç.

Her şey bizim yüklediğimiz değerler ölçüsünde oluşuyorsa bu değerlerin seviyesini kimin öngörüsüne göre ayarladık?

Göreceli olan bir ahlak varken yaşadığımız hayatın ve olayların görecesini senden başka kim belirledi?

Çok üzülmenin sorumlusu seni üzen değil, sadece sensin abarttığın değerler ve kavramların ölçüsünde hapsediliyorsun.


O hâlde batağa düştüğünde bunun ağırlığını üstlenecek tek kişi senken sebebini kimseye yükleyemezsin, sen o değere anlam yüklerken batağa düşmeyi de göze almıştın çoktan.


Felsefenin temeli sebep sonuçlar ilkesinde devam ederken tıpkı coğrafya gibi

aslında bireysel hayatlarımızdaki olay ve olgular da neden sonuçlara ilerler. Nedenlerin ne kadar kuvvetli olursa sonuçların da o kadar hazin olur.


"Ben ondan korktuğum için öldürdüm."

Eğer ondan korkacak kavramlara bu kadar değer biçmeseydin onu öldürecek neden göremezdin.


Toplumun gelmiş oldugu noktanın ana konusu bu değil mi?

Gün geçtikçe artan suçlar!

Bazılarımız kendini her şeyin ana maddesine koyup, ilk kendini keşfedip en büyük değeri kendine yükledi ve kavramları da kendi değerince şekillendirdi

bazılarımız kavramlara verdiği değeri kendine veremedi.

Kendini keşfetmeyi unutup hep başkalarında kendini bulduğunu düşündü. İçindeki karanlığa bir göz atmaktan korktu ama kendi nedenlerini yüklediği o insanı öldürürken korkmadı.


Çünkü onun ahlakında onun yaptığı hata onu öldürmekten daha ağırdı.

Sayın yazarım,

Stabil hayata kendini kaptırmış olanlar kendini unuttu, kendi ahlakından çok başkaların öngörüsüne kapıldı.

Ruhunun açlığından oluşan nedenler yüzünden başkalarını suçladı.

Kendini sorgulamayı unuttu.

Bir anda kendini alışılmamış bir karanlıkta bulunca yanlızlaştı korkaklaştı.

Fazla yanlızlığın yaptırdığı hatalarla yolunu kaybetti en başta kendini ve bir salgın gibi etrafında varolan hayata bulaştırdı. Kendini kaybettiği gibi başka hayatların kaybına da neden oldu.

Evet, sayın yazarım,

Şahsi olan tüm izlenim ve yaşantıma hatta ve hatta kanıtlarıma dayanarak söylüyorum.

Böyle giderse biz insanlar sadece hayal kırıklığı olarak kalacağız.