Umut ettiğimiz geleceğe çarpılar atılan, yeni ama eskimiş kocaman bir gün daha geçti. Korkuyor muyuz? Yoksa utanıyor muyuz dünyanın bugününden? Hangimiz suçluyuz?


Nereden başlayacağımı bilmiyorum ama bildiğim en iyi sloganla başlamak isterim: ''Bilim, sanat, hoşgörü!''

Vefa bize hep böyle dedi. Satırlarım bilimle, sanatla dolsun isterdim. Maalesef üzerine basılan, ezilen bir ortamda yeşeremeyen bir filiz gibi cılız ve uzak bugünlerde. Endişeli bir genç olarak ve belki de tek gerekçem ''insan olmak'' olduğu için yazıyorum. 


Bugün kadın cinayetleriyle, tacizleriyle, tecavüzleriyle uyandık. Yeniden! Her gün zincire bir beden, bir ruh daha ekleniyor ve arkası gelmeye devam ediyor. Gözlerim bu haberleri, evimde otururken okuduğu için kendimden utanıyorum. Yarın yine birine kıyılacak ve belki de bu ben olacağım. Geldiğimiz yüzyılda başarılarıyla, aklıyla, sanatıyla baş sayfada olması gereken kadın; ölümünün ne kadar acı olduğuyla anılıyor. Hayat, bu kadar hafif olmamalı! Yapılacak işlerimiz olmalı, sesimiz olmalı, adımlarımız olmalı!


Aylardır süren Covid-19 hayatımızın tam da orta yerine oturuverdi. Bir yanda ölen insanlar, uzun tedaviler, yoğun mesaili ve ailesinden uzak sağlık çalışanları; diğer yanda pandemi, yeni sosyal düzen, maskeli ve mesafeli yığınlar. Kanıksamaya başlamak, geçmişi özlemek, gelecekten endişe etmek...

Kafalarımız epey karışık. Neredeyiz? Hangi çağ burası? 


İklimler değişiyor, yangınlar çıkıyor, buzullar eriyor, hayvanlar katlediliyor,nesiller tükeniyor. Ne yapıyoruz biz dünyaya veya biz dünyada ne yapıyoruz? Yaşayabileceğimiz bir gezegen daha yok. Yok ettiğimiz şey, varlığımızın tamamı. Arthur C. Clarke'ın dediği gibi ''İki olasılık var: Ya evrende yalnızız ya da evrende yalnız değiliz. İki olasılık da eşit derecede ürkütücü.'' Henüz bir medeniyetin izine rastlamadığımıza göre bildiğimiz tek yaşam dünyada. Ona sahip çıkmalıyız!


Evet, endişeliyiz. Öğrenci olmaktan endişeliyiz. Ezberci, dayatılmış, eskimiş eğitim sistemimizin son sınıfına gelip hiçbir şey bilmemekten, sudan çıkmış balığa dönmekten, işsiz kalmaktan endişeliyiz. Sınavlarımızla oynandığı için, gençliğimiz stresle boğuşarak kaybolduğu için, yarınlara umutlu bir gelecek bırakamamaktan korktuğumuz için endişeliyiz. Bugün sahip olduğumuz haklar yarın alınacak, düşüncelerimizden dolayı suçlanacağız, ayrışmanın ortasında bir başımıza kalacağız diye endişeliyiz. Düşünen, çalışan, üreten, öğrenci kelimesinin türediği ''öğrenme'' eyleminin hakkını veren öğrenciler olmak istiyoruz. 

 

Krizlerin ortasında yaşamaya çalışıyoruz. İşimize son veriliyor, elimizde olan karnımızı doyurmaya yetmiyor. İşçimiz, çiftçimiz, emekçimiz bıçağın geldiği son kemiğin sızısından yakınıyor. Pahalılığın bizi getirdiği noktada yaşamak mı yaşamamak mı daha ucuzun derdine düştük. Nazım'ın dediği gibi ''Yaşamak yanımız ağır basıyor'', çabalıyoruz. Hepimiz aynı gemide miyiz bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Kimileri yüzme bilmiyor.

 

Her birimiz benzer veya sadece bize ait olan zorluklarla boğuşuyoruz. Harflerimizle, çizgilerimizle, düşüncelerimizle çetin bir savaşta çarpışıyoruz. Yaralarımızla, ağrılarımızla bakın işte; hayattayız! ''Yaşamak şakaya gelmiyor, büyük bir ciddiyetle yaşıyoruz.'' Endişeliyiz, korkuyoruz ve mücadele etmeye devam edeceğiz! Geldiğimiz nokta umutsuz olmaya çok müsait ama bu kolay bir yenilgi olurdu. Yalnız değilsiniz, yalnız değiliz. Vakit dar mıdır bilmiyorum, zamanımız varken bir adım atalım.