Bir beyaz kuş olduğunu hayal et. İstediğin yer, istediğin zaman ve istediğin her yer sana gurbet şimdi. Tüm şehirlerin anahtarları elinde ve sen istediğin her şehre girebilmenin özgür ruhunu tadıyorsun. Vatanın; toprağına basabildiğin, suyundan kana kana içebildiğin, sokaklarında kaybolabildiğin, yokuşa çıkan merdivenlerinin basamaklarında soluklanabildiğin yerdir. Dünyanın bir ucundan bir ucuna uçabilmenin dayanılmaz hafifliği içerisinde oradan oraya savrulmak, içinde var olan hüzünle karışık mutluluk duygusuyla ne hoştur şimdi...


Hayalinden uyanmış biri, gerçek hayatla bir süre çakışır. Ve şimdi hayalinden yeni uyanmış biri olarak çakışmaların içinde gerçeğe tutunmanın yollarını arıyorsun. Aradığın yol seni nereye çıkarır, hangi şehrin hangi kültürüne, geleceğine, ahlaki değerlerine götürür meçhul.

Aslında sorun bulunduğun konum olmamıştır hiçbir zaman. İnsan bulunduğu her yeri kendi memleketi haline getirebilir, benimseyebilir her sokağını. Bulunduğun yeri ''senleştiren'' şey, günaydınlaştığın komşularının olması, ayaküstü çayını içtiğin esnafının, kedisini sevdiğin bir sokağının olmasıyla ilgili. Ve onlara yüklediğin anlam yine kendinle ilgili olduğundan ''sen'' neysen ''onlar'' da o. Nasıl baktığın, nasıl sevdiğin onlara biçtiğin anlamla paraleldir. Gidilmiş tüm yerlerde kafanı kaldırdığında baktığın gökyüzü her zaman aynıdır ama hissettirdikleri hiçbir zaman aynı olmamış ve olmayacaktır da. Olduğun yerin sana hissettirdiği şey, baktığın gökyüzünü bile farklılaştırır.


Gidilmiş, görülmüş her yer sende bir iz bırakır. Bıraktığı ize göre orası ya özlem duyduğun ya da bir daha gitmek istemeyeceğin yer haline gelir. O hayalindeki beyaz kuş gidilmiş yerlerden aldığın bir magnetle birlikte buzdolabının kapağında yer edindiyse eğer, işte şimdi orası senin için gurbettir. Ve gurbet aslında en çok da senin içindedir...