Kendim olmakta zorluk çekiyorum. Her şeyim ve en önemlisi sınırlarım başkalarının beklentileriyle çakışıyor. Bazı durumlarda, olaylarda insanların beklentilerine göre hareket etmek normal bir şeydir. Herkes yapar bunu. Herkes rol yapar. Ama rol yaptığını bilerek yapıyorsa bu onun için bir tehdit değildir. Aradaki çizgiden düşmemek gerek. Herkes farklı şeyler bekler. Herkes kendi perspektifinden bakar kişilere, olaylara. Farklı perspektiflerden de bakmak gerekir, evet. Ama bunu yaparken bakan kişinin kişiliği, kontrolü elinde tutmalıdır. Değişim kaçınılmaz ama sürekli değişim olursa kişilik oluşmaz. Sürekli olarak beklentileri karşılamak için uğraşmak da yıpratır insanı. Özellikle etrafında sana senin gibi davranan bir kişinin bile bulunmaması yalnızlaştırıyor. Savaşmaktır bu, uğraşmaktır, çoğunlukla kendini yok saymaktır.


Gerçekten oluyor mudur? "Sevdiklerim mutlu olsun ben de olurum." oluyordur. Her zaman değil ama. Kendi çemberinle başkalarının çemberinin kesişim alanında hissedebilirsin bunu. Ama çemberin ne kadar küçülürse kesişim alanın o kadar az olur. "Sevdiklerim mutlu olsun da ben üzüleyim." e dönüşüyor. Bu güzel bir şey, bu iyi bir şey. Peki anlam ifade ediyor mu? Bunu yaptığını sadece yapan kişinin bilmesi üzüntüyü engeller mi, mutlu eder mi? Çünkü davranışlar başkaları için içerde oldukları gibi değil, dışardan algılandıkları gibidirler. Çünkü davranışların temelinin dayandığı düşünceler tekildir. Anlatabilecek dil yoktur onları, anlayacak kimse yoktur.


Fedakarlık güzeldir. Ama güzel fedakarlıklar karşılığının bir yerlerde olduğu bilinerek yapılanlardır. İnsan materyalden fedakarlıkta bulunabilir. Materyali kalmayana dek yapabilir bunu. Çünkü karşılığında duygusal tatmin alır. Ama sevgisinden, nefretinden, üzüntüsünden, gülümsemesinden, gözyaşından fedakarlıkta bulunup karşılığında hiçbir şey almadığında ne yapacağını bilemiyor.


Ne yapacağımı bilmiyorum, nasıl davranacağımı, nasıl konuşacağımı, nasıl düşüneceğimi, bakış açımı bilmiyorum. Neye ihtiyacım var, kime ihtiyacım var bilmiyorum.