Bir insan nasıl da ölesiye aşık olur celladına?

Üstelik ölüm denen gerçekten bu kadar korkuyorken.

Sanırım celladına olan aşkı, ağır basıyor korkusuna,

Daha önce hiç görmemiştim bu denli ölmek isteyen.


Sanırım aşk tam olarak ölümü bile sevmekmiş,

Aslında sevdiğin şeyin ölüm olmadığını bilmeden.

Celladına kavuşmak için ona çıkan her yolu denemekmiş,

Öyle ki aşk, gözünü kapatıp benliğini terk etmekmiş.


Ya cellat, o da seviyor mu senin onu sevdiğin gibi,

Senin için tanrıyı dahi karşısına alabilir mi?

Ya da bağışlayabilir mi bir ölümlüyü, ardına bakmadan,

Gözünü kırpmadan alacağı candan vazgeçebilir mi?


Cellat sana aşık değilse eğer, bin kere de ölsen ne fayda,

Seni öldüren şey cellat değil, sensin aslında.

Celladın seni sevsin diye canına kıyıyorsun,

Ama celladının istediği şey bu değildi, bilmiyorsun.


O senin gibi değil, durmaz, düşünmez, hissetmez,

Gözünü kırpmadan alır canı, arkasını bile dönmez.

Sen de canını aldığı için mutlu olduğunu sanırsın,

Halbuki o, herkese aynıdır, insan ayırt etmez.


Tutun sımsıkı, son gücünle tutun celladına,

Sanki hiç gitmeyecekmiş hissiyle, tut ellerini.

Merak etme, senin ellerini bırakmayacak asla,

Kalktığında o senin canına kıymayacakmış gibi.