Haykıramayacağına olan inancın içinde bir çığlık ağacı büyütüyor.


Sessizliğin ölümü kamçılayan tınısı kulaklarından yüreğine korkuyu salan. Sahi, neydi seni gündelik telaşelerin esiri kılan? Yarım kalmışlık mıydı damarına basan? Meselenin izahatına varamadan sonunu görmenin öfkesi miydi savurduğun? Örtülü cümlelerin altında tüm açıklığı ile fırlattığın bakışları yakalıyorum. Bir kıvılcımı gizliyor, meskenini sükut bellemiş büyük bir çığlığı saklı tutan.


Kestirmeler yolumu uzatmaktan başka bir çıkar sunmadı bana. Gariptir ki ilk kez bir kestirme arayışına girmiştim. Yoğunluk acının derinliğine göre anlam değiştiriyor. "Dayanılmaz" olan seni daha dayanıklı bir varlık haline getiriyor sen farkına varamadan. Hep "çok geç"ler mi süsleyecek yarınlarımızı? Sormak istiyorum; yaprak taneleri günlerimizin uçuşunu tüm keskinliği ile belirttiğinde mi "erken" kalkacağız? Anlayabilmek için ne kadar lime olmak gerekiyor? Ya da nefes almak "nefes olmak"la mı rahata kavuşuyor? Yazgına işlenenin seni tüketmesi uykularından mı başlıyor?


Zihnin freni boşalmış bir araba gibi savruluyor yürek meydanında. Kontrol edemiyor olmak mı seni hükümsüz bırakan? Diline pelesenk olmuş cümleler tadını kaçırıyor. Bir döngünün açılışına şahit olduğundan mı yüzün ekşiyor? Dağların sırtları kesiyor, kanayan ellerine baktığında gördüğün manzara, ruhuna hak ettiğin huzuru veriyor.


Kokusu çocukluğundan gelen hastane koridorlarında öğrenmiştin beklemeyi... O yüzden mi sabrının sınırına henüz ulaşamaman? Bu övünülecek bir şey midir esasında dövünülecek bir şey mi? Cevabını bilemediğin soruların çokluğu mudur sana bu satırları yazdıran?