https://www.youtube.com/watch?v=nJQV1jCM0gk&list=LL&index=73

(Bu müzikle okumanızı tavsiye ediyorum. İyi okumalar.)


Genç, mor halkalarla çevrilmiş gözlerini kapadı. Yüksek bir tepeden, dalgalı denizin karşısında, tek başına pek çok düşünceyle boğuşuyordu. Rüzgar dağınık saçlarını daha fazla dağıtıyor, ama genç bunu umursamıyordu. Çünkü dağınık olan tek şey saçları değildi. Bedeni ve ruhu da dağılmış gibi duruyordu. Bacakları titriyor, bedenini daha fazla taşımak istemiyor gibiydi. Parmakları titriyor, omuzları rüzgarla beraber salınıyordu. Her esintide düşmeye teğet geçiyordu. Sadece kafası sabitti gencin. Kafasını hafifçe yukarı kaldırmış, kapalı gözlerle ifadesiz duruyordu. Kafası sabitti, çünkü burada dağınıklık kafasının içindeydi, düşünceleriydi. Ruhu da dağılmıştı gencin. Öyle görünüyordu. Hatta göründüğünden daha fazla dağılmıştı. Çökmüş görünüyordu. Bu dağınıklığı mı toplamaya gelmişti acaba bu ıssız yere, böyle sakin bir yere? Kalabalıktan kaçmıştı anlaşılan. Ama kendinden kaçamamıştı. Onu rahat bırakmayan insanlar değil, düşünceleriydi. Acaba bunu anlar mıydı? Bir türlü yerine oturtamadığı, kendisini daha çok dipsiz bataklığa çeken düşünceleri... Onlarla burada yalnız kalması daha fazla düşüncenin doğmasına, daha da fazla dibe batmasına sebep olabilirdi. Zaten fazlasıyla düşüncelerinin çamuruna bulanmıştı. Fazlasına gerek var mıydı? Genç aniden açtı gözlerini. Ağlıyor muydu? Öyle görünüyordu. Sıcak damlalar yanaklarını okşuyordu. Saçları rüzgarla yüzünü döverken, damlalar okşuyordu. Gençteki tezatlık sadece bu değildi. Olduğu yaş ile hissettiği yaş birbirine tamamen zıttı. Sahi, kaç yaşındaydı? Arkadaşlarıyla ailesinden gizli sigara içtiği yaşta mı, hayat kaygısını omuzlamaya başladığı yaşta mıydı? İşverenini memnun etmeye çalıştığı yaşta mı, habersiz konsere gittiği yaşta mı? Belki de hayat arkadaşıyla sessizce bakışarak anlaştığı yaştaydı. Hepsi birdendi. Görünüşünden anlamak mümkün değildi. Oysa hissettiği yaş, saçlarına aklar düşmüş, kamburlaşmış sırtına yıpranmış kahverengi palto giymiş bir yaştı. Ruhu yıllanmıştı. Genç derin bir nefes almaya çalıştı ancak kesik bir nefes boğazında kaldı. Daha da durgunlaştı. Gözlerini kıyıya çarpan dalgalara dikti. Dalga esen rüzgarla kıyıya sertçe çarpıyor, geri çekilirken ise özür dilercesine okşayarak çekiliyordu. Dalga kıyıyı seviyordu, rüzgar onu hırçınlaştırdığı için ise rüzgara kızgındı. Onun yüzünden kıyıyı incitiyordu. Doğanın bu düzenine kırgındı dalga. Genç dalganın kıyıya olan sevgisine imrendi. O yaşarken sevgiyi bulamamıştı. Belki de yanlış yerde aramıştı. Ama sonuç yine de aynıydı, sevilmemişti. Oysa sevgiye ihtiyacı vardı. Bunu biliyor, ancak göz ardı ediyordu. İhtiyacı olduğunu kabullenmek istemiyordu. Düşünceleriyle bunu öteliyor, öteliyordu. Ancak bunu hissediyordu. Hissetmek... Nasıl yok sayacaktı ki hissettiğini? Sayamazdı, sayamıyordu da. Bu his ruhunun omuzlarına öyle bir ağırlık yapıyordu ki... Sevgiye ihtiyaç hissi ruhunu diz çöktürdü ve ağırlığı altında ruhu daha fazla dağıttı. Sevgiye ihtiyacı vardı. Herhangi bir sevgiye, bir sevgi belirtisine. Genç dalgaların onu sevmesini istedi. Kıyıyı nasıl seviyorsa onu da öyle sevsin istedi. Önce ona çarpsın, sonra onu yavaşça okşasın... Daha önce saçlarını kimse okşamamıştı. Belki dalga okşardı. Bu düşünceyle belli belirsiz, dudakları yukarı kıvrıldı. Kırılmışlığı daha fazla belli oldu böylece. Uçurumun ucuna doğru adımladı. Ayaklarının yarısı dışarıdaydı. Daha fazla hissetti dalgayı. Ya da hissettiğini düşünmek istedi. Dayanacak bir düşünce arıyordu. Kendini doğrulayacak bir düşünce... Bir süre hareketsiz durdu genç. Gözleri yine kapalıydı. Kaşları huzursuzlukla çatılmıştı. Niye huzursuzdu? Sevgiye ihtiyacı olduğunu kabul ettiği için mi? Kendini doğrulayacak bir düşünce bulamadığı için mi? Belki de bizim hiçbir zaman anlayamayacağımız bir düşünce, bir yaşanmışlık yüzündendi. Kim bilebilirdi? Genç gözlerini açtığında bu sefer gözlerinden yaş akmıyordu. Bakışları kararmıştı. Karar mı vermişti? Ama neye? Uçurumun ucunda hafifçe sağa sola salındı. Gözyaşlarını koluna sildi, burnunu çekti. Daha dik duruyordu, daha emin. Kendini imrendiği sevgiye emanet edecekti. Ayak ucundaki boşluğa adım atacak ve hissetmek istediği sevgiye kavuşacaktı. Kavuşacak mıydı gerçekten? Ya ihtiyaç duyduğu sevgi başka yerde ise? Ya asıl ihtiyaç duyduğu sevgi, kendini sevmesiyse? Bunu daha önce denemiş miydi? Kendini daha önce sevmiş miydi? Eğer sevmediyse dışarıdan bir sevgi onun ihtiyaç duyduğu sevgi değildi zaten. Dalganın sevgisi de ona deva olamayacaktı. Genç, saçlarını elleriyle düzeltti, üstüne çekidüzen verdi. Dalgaya güzel görünmek mi istiyordu? Ama sevmek isteyen, bedenin kıyafetine, saçın şekline bakmazdı ki. Ruhun giydiği güzelliğe, düşünceye bakardı. Sevgi, görünüşe aldanmazdı. Genç dalgaya hasretle baktı son kez. Bu zamana kadar hissettiği eksiklik dalgaymış gibi. Gözlerini dalgadan çekti, bozgun gökyüzüne dikti. Son kez ona da bakmak istedi, usulca gözlerini kapattı. Kollarını açtı. Dalganın onu kucakladığı gibi o da dalgayı kucaklayacaktı. Biraz bekledi öyle. Rüzgarı son kez hissetmek istedi, hissetti de. Hafif bir tebessüm belirdi bu kez gencin suratında. Huzurlu duruyordu. Düşüncelerini bir sona bağladığı için, kararını verdiği için huzurlu duruyordu. Doğru veya yanlış; genç, kurtulduğuna inanıyordu. Ruhunun omuzlarına tünen duyguları yavaşça yere indirdi ve boşluğu adımladı. Düşünceleri, yaşı, ihtiyaçları, omuzlarındaki ağırlık uçurumun kenarında kalmıştı. Gözyaşlarını, dağınık saçlarını, kararsız duruşunu orada bırakmıştı. Yanında sadece huzurlu gülümsemesini götürmüştü. Genç, dalgaya karışmıştı.